<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647</id><updated>2011-10-11T05:19:05.907+03:00</updated><category term='Eleştiri'/><category term='Gönül Dağı'/><category term='G.&apos;ye Yazılar'/><category term='Zu'/><category term='Sadık Hidayet'/><category term='Birhan Keskin'/><category term='George Orwell'/><category term='Gong'/><category term='Son'/><category term='Çıvgın'/><category term='Sinema'/><category term='Bilgisevici'/><category term='Pearl&apos;s Dream'/><category term='Edebiyat'/><category term='Ahmed Arif'/><category term='Ophelia'/><category term='Ben Ruhi Bey Nasılım?'/><category term='Kör Baykuş'/><category term='Topyekün'/><category term='Turgut Uyar'/><category term='Şükrü Erbaş'/><category term='Hamlet'/><category term='Edip Cansever'/><category term='Oruç Aruoba'/><category term='Kişisel'/><category term='Görkem'/><category term='Samuel Beckett'/><title type='text'>Rüzgar ve Zaman</title><subtitle type='html'>"Yolum Araftır"</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>55</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-1734641325074901715</id><published>2011-02-16T11:40:00.008+02:00</published><updated>2011-02-16T15:04:50.074+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Son'/><title type='text'>Elveda Vedanın Kalıcı Olanıdır</title><content type='html'>Kelimelerin etrafında dönmeye gerek yok. Sıkıldım, gidiyorum. Net.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm iki şey yüzünden şahane:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Varlığı anlamlı kıldığı için&lt;br /&gt;2. Varlığı anlamsız kıldığı için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlık da bu iki keskin çizginin arasında şekil almaya çalışırken tonlarca kez tökezliyor, yara bere filan alıyor. Falan filan. Olması gerektiği gibi yani. Ölümün olduğu yerde büyük cümlelere, büyük mücadelelere, öyle yüce aşklara, vesaire olduruşlara, ve bu tip veballerin sıkıntısına gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, konudan sapmayalım, zira konuyu saptamaya üşeniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir daha buraya yazmayacağım, ama bu blogu da silmeyeceğim. Yazdıklarım artık bana değil buraya, buradaki hallerine, buradaki zamanlarına aitler. Bu blog, her türlü aksaklığı ve saçmalığıyla, benim kendime saygı duruşumdur. Yükümü kimseler üzerinden kutsamamak için gayret göstereceğim, aynı zamanda da yükümü kutsadığım zamanlara saygı duyacağım. Benliğimden ayırdığım yolları zihnimden silkelerken onların varlığımı şekillendirmiş olmalarını kabul ediyorum yani. Canlarım benim. Başka ne yapacaktım? Merhamet üstüme, cehennemimin azabı üzerine alınanların olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son kelimem şu dünya üzerindeki en çok sevdiğim kelime olsun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Neyse."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-1734641325074901715?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/1734641325074901715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/02/elveda-vedann-kalc-olandr.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1734641325074901715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1734641325074901715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/02/elveda-vedann-kalc-olandr.html' title='Elveda Vedanın Kalıcı Olanıdır'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-2256425916257987180</id><published>2011-02-07T15:45:00.029+02:00</published><updated>2011-02-07T22:37:26.446+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='G.&apos;ye Yazılar'/><title type='text'>Küçük</title><content type='html'>&lt;b&gt;Sevgili g.,&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Vapurlara biniyor, vapurlardan iniyorum. Hiçbir tarafta olmamanın özgürlüğünü en çok denizin üzerindeyken hissediyorum. Her gün yürüyorum, her gün yürürken "yazmalıyım artık" diyorum. Her gün yürürken bir simit alıyorum, o sırada yoldan yalınayak arsızlar geçiyor, yazmaktan vazgeçiyorum. Kendi halime gülüyorum. Gökyüzüne bakıyorum. Gökyüzüne baktığımı kimse görmüyor, kendi kendime gülmeye devam ediyorum. Burada hiç görünmüyorum. Ne karanın, ne de denizin üzerinde. Bu özgürlüğü hiç bilmiyordum, güzelmiş. Simidimden bir parça daha koparıyorum. Esnaf sabah mahmurluğuyla tezgahlarını temizlerken yeniden "yazmalıyım", diyorum. O sırada önüme sabah ayazında titreyen bir it çıkıyor, yazmaktan vazgeçiyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ben evi yitirdim. Hem de zihnimde çağrışaduran "ev" kelimesine bir iyelik eki getirmeye çabalarken. Garip oldu biraz, çünkü hiç de kötü hissetmiyorum. Bütün inançlarım, inançsızlıklarım, bilincimin altına süprülen her kalıntı bombardımana uğradı sanki. Ayaklarım da düşüncelerim de havada. Yalınayak salınıyorum. Belki soğuk, ama üşümüyorum.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;Asimetriğim.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;Yiterken yitirdim düşünmekleri. Düşünmeye üşeniyorum. Düşünememekler yazamamakları getirdi. Her gün vapura binerken boğazıma oturan yumru her gün vapurdan inerken bertaraf oldu. Canım hep yazmak istedi. 3 aydır ağlamıyorum. Yazmayacağım. Yazmadım.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgili g., babamın evinden ilk defa ayrıldığımda ne için o kadar çok ağladığımı anladım: Suçluluktan. Onların sahipliğini aldım ellerinden. Yanılgıymış. Sahip olunmak yanılgısı. Koptuğum ciğerlerinin bana verdiği nefese yeterince sadık kalmadım yanılgısı. Bir ihanetçi vicdanına yamandım. Sandım. Belki saçmalık. Saçma ama yaşıyoruz be g. Sen anlarsın beni, bilirim. Bak gözlerime, 17 yaşında değilim artık. Onların olamadığım ve hiçbir zaman onların olamayacağım için suçladım kendimi. Aslında bir tek onlar vardı...Hep onlar vardı, ama ben de vardım. Fazlasıyla. Acıyarak vardım, acınarak vardım. Yapacak bir şey yok(tu), yürüdüm.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Demem o ki ben, babam beni uğurlarken ağladı diye değil, doğruluğu sorgulanır bir özgürlük suçu yüzünden ağladım.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ben artık suçluluk duymuyorum. Bütün suçlulukları otobüs koltuklarında uyumuşum. Aynı otobüs koltuklarında da bir müddet para biriktirip sonrasında Arjantin'e gitmeye uyandım. Çünkü ben evimi yitirdim ve artık yeni bir ev talep etmiyorum rüyalarımdan. Öyle oldu. Oldu işte.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgili g., insanlar bazen küçücük bir ölümle ölürler. Öyle ipince, narin ve küçük bir ölüm anıdır ki o, yaşayanı kendinden geçirerek öte diyara ulaştırır. O an yere düşer bütün inanmak istediklerin. Uzviyetin kan revana karışır. İncecik ve narince...Küçücük ölen insanlar vardır sevgili g. Sen bilirsin onları. O küçücük ölen insanların, ki dudakları soğuktan çatlamıştır, güzel ve ferah bir dinlenme salonuna benzeyen umutları vardır. Gündelik savaşlarda yaralanır, yatırırlar kendilerini oraya, iyileşmeye. Onları bir tek sevmemekler öldürür. Küçücük öldürür ama, incecik bir sızı gibi öldürür. Salonlar kararır. O sıra biri gökyüzüne bakıp gülümserse ne ala. Yoksa o insanlar, kelimenin tam anlamıyla, çürürler. Küçücük ölen insanları çok sevmeliyiz sevgili g. Kurtuluşumuz onlardadır. Çiçekleri seviyorsak onlar için sevmeli, şarkılarımızı onlar için biriktirmeliyiz. Ne zaman pencere önünde kıvrılmış bir kediye özensek onları hatırlamalı, soğuktan çatlayan dudaklarımızı onlar için saklamalıyız.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Eskiden bir adam vardı. Elleri ne kadar kabaysa inanmak istedikleri o kadar inceydi. İpincecik. "Şarkılarım Senindir" demişti. Sevincimden toy tırnaklarımı kanatana kadar heykeller yontmuştum. Sırf hani öyle diyebiliyor diye. Dövüşmüştüm de sonra sevdiğim için. O yürekli şairler gibi...Onlara inandığım için yani ki. Çarmıh gibi gerilmiştim sakince ve kararlıca yaklaşan dip dalgasının önüne. Katıldım. Denize. En sonunda. Madem teşbih savaştı, teşbihe boyun eğip yenilmeyi de kabul ettim elimden geldiğince. Olabilirdi. Sadece şey işte... İçimin üzerinde sigara söndürdüğümü gördüm ben sevgili g. Kendi resmime bakarken oyuldu gözlerim. Dünyanın üzerindeki herhangi bir nesne gibi, ne ayakta durabilen de ne de yere düşmesini beceren herhangi bir eğretilik gibi kaldım. Tablonun bütünlüğünde işlevsiz bir pürüz. Sütler gibi kesildim. Saatler gibi dağıldım. Günler gibi kısaldım. Taşlar gibi ayrıldım. Sen hiçbirşeyle başbaşa kaldın mı hiç sevgili g.? Kaldın, biliyorum. Hiçbir şeyin aynasında kendini gören "koca" insan küçücük ölür. Ölürken mevcudiyetinin her bir uzvunu hisseder de müdahale edemez gelecek olana. Bir bütün olarak acır, ayakta. &amp;nbsp;Biliyorum. İnsan olana olur öyle. Sonra anımsanır baba evleri ve film kareleri...Geri dönüş yoktur koşmakta olan bir at için. Düşüşün izleri baki kalır, ama ayakta acımanın erdemi dönüşemez asla iki yüzlülüğe.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Neyse işte...İçim vardı ya hani, aylardır uyandırmaya çalışıyorum ben onu işte. Dişimle, tırnağımla yaşıyorum. Ezilen içime bakıp bakıp, sana, diyorum, sana çok ihanet ettim. "Sev beni" diyorum, "sar beni" diyorum. "Sana, diyorum, en çok sana, inanmak istiyorum" diyorum. 3 aydır ağlamıyorum ama yine de kendimle konuşmaya devam ediyorum. Kendime şiirler okuyorum. Akşam erken yatıyorum, sabah erken kalkıyorum. Aynaya bakıyorum "Sen anla" diyorum. Dermanımı kendi özümden damıtıyorum. Kimseyi suçlamıyorum. Kimseden dilenmiyorum. Sadece uyanmak istiyorum. Sadece uyanmak... Nefesi harlamak; umut etmekten çekinmek değil, umut ederek karşı durmak istiyorum. Zamanı geliyor, küçücük ölüyorum sevgili g. İncecik sızlıyorum. Sonra geçiyor. Dağılan yüzümü toparladıkça unutuyorum savaşları ve bombardımanları. Yeni bir suret vaat ediyor bana mucizesi kendinden olan ellerim. Uyanmak istiyorum. Deniz yardımcı oluyor biraz, yani sekiz dakika kadar.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgili g., ben yazmak istiyorum; yazmak isterken başımı ve sonunu unutuyorum; girişeyim derken sonuçlanıyorum ve en sonunda anlamdan yoksun bir bütün olarak uyanıyorum hep. Saçma, ama tam da öyle. Merhamet üstüme olsun.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sen de iyi ol..Ol!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;S.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-2256425916257987180?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/2256425916257987180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/02/kucuk.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2256425916257987180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2256425916257987180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/02/kucuk.html' title='Küçük'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-9073393709644444006</id><published>2011-01-26T11:46:00.000+02:00</published><updated>2011-01-26T11:46:44.398+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilgisevici'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oruç Aruoba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>"De Ki İşte"</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;"Yaşam '&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;Ki' den;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;Yaşamın, çatışma olacak — kendinle ve bütün&lt;br /&gt;ötekilerle çatışmalar yaşaman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam, kendiyle çatışmadır — çarpışma, savaşma : ki,&lt;br /&gt;sonunda da, tabiî, kaybetmektir — savaşı da,&lt;br /&gt;kendini de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin&lt;br /&gt;şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da&lt;br /&gt;uçup giderler, sana yük olmazlardı — ama o zaman da,&lt;br /&gt;uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı&lt;br /&gt;'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna çöksün;&lt;br /&gt;sen de onun yükünü taşıyasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmen olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam, yükleneceğin yüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın, yükündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam gidince ne yapacağını bilemediğin, ama gitmek&lt;br /&gt;istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak —&lt;br /&gt;ki, bunlar, belki, o yerlere gitmek istediğini bile ancak&lt;br /&gt;sonradan anlayacağın yollar olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamında hep 'sahici' olmaya, yaşadıklarını 'sahiden'&lt;br /&gt;yaşamaya —yaşamı 'sahi' yaşamağa— çalışacaksın;&lt;br /&gt;ama, yaşadıklarında hep bir sahtelik arkaplanı,&lt;br /&gt;bir yapmacıklık çizgisi, bir uydurulmuşluk havası&lt;br /&gt;boy gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamının büyük bir bölümü,&lt;br /&gt;yaşamına yön verme çabalarınla geçecek&lt;br /&gt;— öyle ki, gün gelecek, bakacaksın,&lt;br /&gt;yaşamın, yön bulma çabasıyla döne döne,&lt;br /&gt;yola hiç çıkamamış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın yönünü bulmağa çalışırken,&lt;br /&gt;yaşamın yolunu bulamayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın, yön bulmaya çalışırken, yolsuz kalacak&lt;br /&gt;— yaşamın yönünü bulacağım derken,&lt;br /&gt;yolunu yitireceksin.&lt;br /&gt;— Sonunda, yaşamın yönünü bulsan&lt;br /&gt;—bulduğunu sansan— bile, bakacaksın ki,&lt;br /&gt;yolunu yürüyecek durumda değilsin artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın, yönsüz —yönü olsa bile, yolsuz— kalacak:&lt;br /&gt;Yönsüz, hem de, yolsuz yaşayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamının yolu hiç olmayacak;&lt;br /&gt;belki, yönü olsa bile...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Yaşamının yolu yok.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yaşamın öyle noktalara gelecek ki,&lt;br /&gt;eski çerçevesinden çıkıp dört bir yana açılan&lt;br /&gt;yol ağızlarında duruyor olacak;&lt;br /&gt;ama, göreceksin ki, bu yollar hiç de&lt;br /&gt;yeni yerlere ulaşmıyor — hatta, hiçbir yere ulaşmıyor :&lt;br /&gt;'çıkmaz sokak', hepsi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın 'çıkmaz sokak'lara çıkmakla geçecek&lt;br /&gt;— hem de, bunlardan değil çıkmak,&lt;br /&gt;giremeyeceksin bile onlara!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın çıkılamazlıklara girememekle geçecek."&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-9073393709644444006?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/9073393709644444006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/01/de-ki-iste.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9073393709644444006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9073393709644444006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/01/de-ki-iste.html' title='&quot;De Ki İşte&quot;'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6596861154578281384</id><published>2011-01-13T11:32:00.009+02:00</published><updated>2011-01-13T11:45:38.473+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='G.&apos;ye Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edip Cansever'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Bilmez Miyim Hiç?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Sevgili g.; ses rengindeki aşinalığa, kanadının kirpiklerime değişindeki çekingenliğe inandım.&amp;nbsp;Yazılarımı, adadıklarımı al; senindir bundan böyle.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Bu şiir bizim için. Ruhumuza üfleyelim bu şiiri sessizce. Yad olsunlar. Nefesimiz "umudu dürt"sün, "umutsuzluğu yatıştır"sın. Ve unutma bu şiiri. Hep bil. Okuma yalnızca, tümüyle bil ve gör. Gör her şeyle birlikte bizi de içinde. Hep. Olur mu?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;İşte:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;"Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona&lt;br /&gt;bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar&lt;br /&gt;dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok&lt;br /&gt;kıyılar da bomboş, kır yolları da&lt;br /&gt;soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum&lt;br /&gt;duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca&lt;br /&gt;ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler&lt;br /&gt;yol kenarında bir kapı, tahta&lt;br /&gt;peki, kim yitirmiş evini, ya da&lt;br /&gt;hangi yitikle yok olmuş o yapı&lt;br /&gt;kimbilir&lt;br /&gt;vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya&lt;br /&gt;bir taşın üstüne oturuyorum&lt;br /&gt;ben oturur oturmaz&lt;br /&gt;çıkıyor kuytularından bütün görünümler&lt;br /&gt;ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa&lt;br /&gt;alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan&lt;br /&gt;kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi&lt;br /&gt;güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara&lt;br /&gt;tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi&lt;br /&gt;denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri&lt;br /&gt;ve işin tuhafı bense&lt;br /&gt;alışıyorum gittikçe&lt;br /&gt;her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma&lt;br /&gt;ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden&lt;br /&gt;ve bu yüzden mi bilmem&lt;br /&gt;durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum&lt;br /&gt;sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden&lt;br /&gt;sürüyle, evet, hatırlıyorum birden&lt;br /&gt;nicedir unutmuşum saymayı bile günleri&lt;br /&gt;dağılıp gitmişler herbiri bir yana&lt;br /&gt;kuşlar gibi, onlar da&lt;br /&gt;benimse ne gidecegim bir yer&lt;br /&gt;ne de özlediğim bir şey var&lt;br /&gt;öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona&lt;br /&gt;bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa&lt;br /&gt;&lt;i&gt;böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük&lt;br /&gt;sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki&lt;br /&gt;dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki&lt;br /&gt;bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum&lt;br /&gt;yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha&lt;br /&gt;ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da&lt;br /&gt;yani tam böyle birşeye benziyor zaman&lt;br /&gt;yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan&lt;br /&gt;çıkageliyor sonra, saat on iki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;anlıyorum&lt;br /&gt;yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi&lt;br /&gt;yalnızca bunun için uzun&lt;br /&gt;yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da&lt;br /&gt;örneğin&lt;br /&gt;bir sevgiyi yontup onarmak için&lt;br /&gt;döğüşmek de sevgidir&lt;br /&gt;ve benim bildiğim kadarıyla&lt;br /&gt;her şeydir bir insan, her şeydir&lt;br /&gt;yalandır kısalığı yaşamın&lt;br /&gt;ve özellikle insan dediğimiz şey&lt;br /&gt;inançli bir insan soyunun parçasıysa.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonunda başbasa kalıyoruz gene&lt;br /&gt;başbaşa kalıyoruz doğayla ben&lt;br /&gt;işte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden&lt;br /&gt;on temmuz cumartesi&lt;br /&gt;&lt;i&gt;bir vapur daha kalkıyor iskeleden&lt;br /&gt;ve yağmur hızlanıyor biraz&lt;br /&gt;uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak&lt;br /&gt;tam öyle yapıyorum&lt;br /&gt;şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Bekle beni g., ben geri dönüyorum. Bekle beni. Ben yanına birlikte susmaya, birlikte tüm şiirleri görmeye geliyorum. Bekle beni, seninle birlikte sevdaya veya sevgiye inanmaya geliyorum. Bir tek /ona/ inanmaya...İnan bana, ben geri dönüyorum.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6596861154578281384?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6596861154578281384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/01/bilmez-miyim-hic.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6596861154578281384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6596861154578281384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/01/bilmez-miyim-hic.html' title='Bilmez Miyim Hiç?'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-696258179086995664</id><published>2011-01-07T15:50:00.001+02:00</published><updated>2011-01-07T15:50:48.437+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turgut Uyar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Acıyor</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-size: small; line-height: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;"Mutsuzluktan söz etmek istiyorum&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dikey ve yatay mutsuzluktan&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgim acıyor&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Biz giz dolu bir şey yaşadık&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Onlar da orada yaşadılar&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir dağın çarpıklığını&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir sevinç sanarak&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;En başta mutsuzluk elbet&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kasaba meyhanesi gibi&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kahkahası gün ışığına vurup ta&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ötede beride yansımayan&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Öbürünün bir kadından aldığı verem&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bütün işhanlarının tarihçesi&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bütün söz vermelerin tarihçesi&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgim acıyor&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yazık sevgime diyor birisi&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Güzel gözlü bir çocuğun bile&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;O kadar korunmuş bir yazı yoktu&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ne denmelidir bilemiyorum&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgim acıyor&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gemiler gene gelip gidiyor&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dağlar kararıp aydınlanacaklar&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ve o kadar&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sonbahar geldi hüzün&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kış geldi kara hüzün&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ey en akıllı kişisi dünyanın&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bazen yaz ortasında gündüzün&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sevgim acıyor&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kimi sevsem&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kim beni sevse&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Eylül toparlandı gitti işte&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ekim falan da gider bu gidişle&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;Tarihe gömülen koca koca atlar&lt;br /&gt;Tarihe gömülür o kadar"&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-696258179086995664?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/696258179086995664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/01/acyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/696258179086995664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/696258179086995664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2011/01/acyor.html' title='Acıyor'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-2006657418555374924</id><published>2010-12-29T02:58:00.011+02:00</published><updated>2010-12-29T03:36:38.124+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pearl&apos;s Dream'/><title type='text'>Cam</title><content type='html'>&lt;b&gt;"Gittiğim her krallıkta yapayalnız kalbime karşılık binlerce karanlık şövalye bulunurdu."&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İnsan denilen, ademden olma havvadan doğma olduğu rivayet edilen hayvani varlık bir mücadele vermek durumundadır. İşte tam da bu sebepten önemlidir ormanın kalbine kulak kesilmek. Hayat ormanın dibinde, bir elma ağacının altında başlamıştır. İlk kan bir ormanda dökülmüştür. Ruh bir ormanda bölünmüştür sonsuzlara. Savaş,çünkü, başlamıştır ormanın tam da orta yerinde.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ruhunu birliğin iyileştirici saflığına doğuran insan, kaosun asimetrik savaş stratejisiyle sınanacağını anladığında bilemeye başlar kendini ilk defa. Üstelik bu havadisi yılanın tatlı dilinden değil kendi merakının zonklayan güdümünden almıştır. Böylelikle artık, saflıktan hiçbir zaman bahsedilemeyecektir. Çünkü, bundan böyle dövüşler danışıklılaşacak; insan utancı tadacak;&amp;nbsp;utanan insan saflığına aldığına inandırıldığı yaranın acısı sayesinde, sonraları torunlarına devredeceği avcılık güdülerini ilk önce kendi üzerinde denemeye yeltenecektir. Ve işte ossatte eşi görülmemiş vahşilikte bir savaş başlatır insan. Benliğine karşılık kendini yağmalar gözünü kırpmaksızın. Vicdan ve bilinç aynı anda farklı yerlere saçılır. "Kendi" varlık iddiasında bulunamayacak kadar bölünür. Kendilik, benlik? Bu hikayenin her yerine ikilik sinmeli. Çelişkiler olmalı ki gelişilsin.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir kadın. Genlerini amazonlardan mı devralmıştır? Hikayenin kahramanı bunu bilmiyor, ancak vahşi bir savaş verdiğini biliyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kahramanımızın savaş alanına düşmesi için tek fiske yetti: inanç yitimi. Okuyucu inancın her türlüsünü düşünebilir burada. Çünkü kahramanımızın varlığı sayılara bölünmüştü, inanç onun için tatlı bir ninniden başka şey değildi artık.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Alanda göz gözü görmüyordu denemez. Savaşı çekilmez kılan her şeyin görülebilir ve anlaşılabilir olmasıydı. (Kuantum fiziğini ayrı tutmamız gerekir) Avına yaklaşma şeklinden tiksinen bir avcıyı bu dünya fazla tutmak ister mi içinde? Kaos bile kendi teorisiyle varolurken anlamsız ve şimdiden yitmiş bir savaşa yeltenmiş olan bir amazon hangi kavimde sağ bırakılır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kum tanelerini saçtı rüzgar. Bir kadın savaşa hazırlandı. Dişlerini biledi, kargısını eline aldı. İnanmadığı ne varsa bu dünyada, biçecekti. İlk iş kendinden başladı. Savaş, neresinden bakarsan bak, adil değildi. Yapayalnız, çocukça bir kalbe karşı onlarca karanlık şövalye... Beyin kıvrımları ve ruh; yüzlerce parça. Feryadı duymamak için kulaklarını kapadı, kıyımı görmemek için gözlerini oydu. Ölümsüzlük kaygısıyla sınanan her ölümlü varlık gibi geçtiği her yerde kalıcı izler bırakarak viran eyledi iç dünyaları. "Saflık" gibi bir terane tarafından güdüldüğü için deşti bütün boşluklarını, katran akıttı tüm beyazlıklarından. Güdük bir sığınak bıraktı kendisine bir tek. İçine ekilen her his tomurcuğuna büyüteçle yaklaşan bir tavşan koydu sığınağın orta yerine.Vahşilikten bunaldıkça, uğruna savaştığı şeye inanmamaya devam ettikçe tavşanın gözlerinden baktı kendine, kendini, anlamsızlığını hatırladı, kıyıma devam etti.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gözlerini açma cüretini ilk kez gösterdiğinde az önce saçılmış olan kum tanelerinin düşsel bir avuçta tutulduğunu gördü. Avcun sıcaklığına kanan her zerre kendini bir diğer zerreyle birleştiriyor, birleştikçe avuçtaki "şey" saydamlaşıyor, kendine yeni bir beden buluyordu. Kadın camı görünce rüyasını ve kaybettiklerini hatırladı. Sonsuz sayıdaki zerrelerini tek beden ve ruhta birleştirebilmek. Uğruna savaştığı, ve anlamına kendini bir türlü ikna edemediği şey camın rüyasıydı, hatırladı. Rüyayı gerçekleştirmek için tek ihtiyaç ve yegane eksiklik "kanabilme özgürlüğü"ydü.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kendi kendine beş kez tekrar etti:&amp;nbsp;"Gitmem gereken bir yer var."&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Biçtiği benliğinden arta kalanları toparladı. Ellerini temizledi. Gitmesi gereken bir yer, olması gereken bir beden vardı. Öyle bir savaş vermişti ki, sebepler son derece anlamsızlaşmış, savaşın kendisi başlı başına bir amaç olmuştu. Avcıydı, amazondu, insandı, yaşamak zorundaydı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yandıkça, yanarken saydamlaştıkça, saydamlaşırken taşlaştıkça, taşlaşırken soğudukça, soğurken öldükçe kendine soruyordu: "Tüm bunları gördükten sonra bir ölümsüz olsam ne fark eder?"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Cevap da en az sorun kadar hazindi: Sırtında onlarca ölü taşıyan bir ölümsüz olmaktansa elma ağacının dibinde sonsuza dek uyumayı tercih etmeli insan.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kahramanımız biliyordu ki, o yılanın tatlı dili karşısında uykuya dalınamazdı. Soyundu, yere uzandı; razı oldu ve razı olduğu anda, razı olduğu yerde öldü.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-2006657418555374924?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/2006657418555374924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/cam.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2006657418555374924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2006657418555374924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/cam.html' title='Cam'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-7730190968842744081</id><published>2010-12-22T03:22:00.018+02:00</published><updated>2010-12-23T15:00:52.701+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Akış</title><content type='html'>&lt;b&gt;Ve iki kişi arasında sessiz bir mütabakat imzalanır. Yüzler karaya, yataklar günaha çalar. Her şey biraz karmaşıktır neresinden baksan ve adeta basittir. Görüntü gider gelir. Ben bazen kendime bakar ve nereden bakarsam bakayım karanlık görürüm. Sonra su içerim ve kimi şeyler yaparım, mesela çay demlerim.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Kişi sessizliğin onun yerine konuşacağını sanar. Kişilerin çoğunluğu nedense biraz ketumdur. Sessizlik neden karanlıkla özdeştir? Çünkü günün en sessiz saatleri karanlıktadır. Belki de ikisini birden kabul edebilsek aslında hayat...Ve hayat ne kadar da re rö re rö neresinden bakarsan bak.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Günah farz edilenler sevdiğin zaman sevap olur ancak. Aksi takdirde kir ve feryat figan. Kirlenmek size yemin ediyorum ki güzel değildir. Vicdanı kusurlu bir kimsenin topal kuşun yarasından öpmesi ancak ve ancak geçici bir tedavi yanılgısıdır. Kuş topaldır ve sızısı bakidir. Geçici olmayan huzur nerededir? Gerekirse imandan bulup getiriniz.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Ben aslında size demiştim. Demiştim ki, ben sizin oyunlarınızı oynayamam. Sanmıştım ki denerim..Denedim ve güzel yanıldım. Altı pislikle çizili cümleleri birbirine bağlayan sıradan bir virgül olmak gururuma ters bir kere mirim. (Okur için hatırlatma: üstüne eğilmeniz gereken kelime "sıradan" kelimesidir.) &lt;/b&gt;&lt;b&gt;Yani şimdi bana tecrübelerden söz etmeyiniz, çünkü ben anında mahkemeleri kurar kendime şahane bir yargılama töreni hazırlarım. Demiştim işte size, ben şifresi çoktan çözülmüş kromozomları tekrar keşfe çıkamam. Bilim çocuğu değilim ben, kimi korkularla yüzleşmek istemem. Hayat bunun için çok kısa ve anlamsız.&amp;nbsp;Ve işte tam da bu yüzden hayatın bazı saçma alanlarından elimi sonsuza dek çekmem gerekecektir. Çekerim; yoksa beni beyaz bir delilikte bulursunuz. Siz beni delilikte görmek ve duymak istemezsiniz. Evet, sizden çok korkuyorum. O kadar çok korkuyorum ki mesela, kendime inanabileceğim çok şahane manevi tatminler hazırladım. Suçluluk duygularımla baş edemediğim için sevgili soytarılar grubu, ben yogaya giderim; kötü düşüncelerin boğazına yapışır alaşağı ederim her birini, ayakkabımın topuğuyla onları toprağa çivilerim. Sonra hayata dair besleyebildiğim tüm iyi duyguları alır kafamın üzerinde bir kurdele yaparım onlardan. Pollyanna'yı aradım bu arada, haberler de iyiymiş. Bir zamanın sevdiceği huzur uğruna kevaşe olmuş. Fakat durun, hemen yargılamayın. (Yadırgamak serbest) Huzur ve narkoz o kadar tatlı şeylerdir ki, onlar uğruna orospu olunabilir. Zaten bizim kara kevaşeler de neyse ki yaptıklarından hoşnutlarmış, biri pişiriyormuş, öteki hoop indiriyormuş mideye. Şu herkesten kaçan haşarı çocuk mutluluk var ya, işte onu doğurup tüm dünyaya nur topu gibi bir kapak hazırlamak konusunda sevgiyle bir anlaşma imzalamışlar. Bu işler hep de öyledir ya zaten. Tencereler de kapaklarını neyse ki bulmuş. Kabuslar hayra çıkmamış, ama gerçeğe dönüşmüş. Soytarılar grubu müsamerelerine gösterilen ilgiden oldukça memnunmuş.&amp;nbsp;Yeter ki memnun olunsun haşmetlim, yeter ki...! 21. yüzyıldayız heey! Memnuniyet çağı... Her şey siz insanlar için var. Öyle ya..&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;-Çıkarın beyaz gömlekleri üstümden yoksa kollarımı boynuma dolayamayacağım. Delilik sandığınız üzre karanlık değildir, alabildiğine beyaz ve sessiz. Ben sessizden korkarım bir de siyahtan.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Kişivaroluşsalsıkıntılarınıbaşkakimselerüzerindentedavietmektenkaçınmalıdır. - Didaktik.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Ve "yaralar vardır hayatta.."&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Son söz:&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Ey Yaradan, bazen canım öyle bir yerinden öyle eşsiz şekilde sızlıyor ki, içime üfürdüğün cana tapmaktan başka elimden gelen bir şey olmuyor. Okkadar korkuyorum ki sızılarımdan, onlara tapınırken buluyorum kendimi. Eşsiz oldukları kaygısına yalnızca bir yanılgı olmaları için yalvarıyorum. Neyse ki her şey yüzyıllar öncesinden söylenmiş. Çok şükür. Yıkanıyorum özümün azap verici zehriyle, her zerresine şükürler ederek. Beden ve ruh adeta karaya çalıyor o sıra. Bilmiyor musun sanki, ben siyahtan korkarım.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;içimeyerleşmemeyardımet&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;içimeyerleşmemeyardımet&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;içimeyerleşmemeyardımet&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;içimeyerleşmemeyardımet&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;içimeyerleşmemeyardımet&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ve son sözden sonraki tek söz:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Eğer bir gün duyarsam ki, başka kadınların omuzlarında zırlıyor; varlıksal sıkıntılarınızı adımın içinde bulunduğu bir cümlede meşrulaştırıp kendinize evrim yolunda süslü sığınaklar hazırlıyorsunuz, işte o zaman cehennemimin tüm azabı üstünüzdedir!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Şimdilik sevgilerimle kalmanıza karar verilmiştir. Dağılabilirsiniz.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-7730190968842744081?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/7730190968842744081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/aks.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/7730190968842744081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/7730190968842744081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/aks.html' title='Akış'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-4445065484693098125</id><published>2010-12-16T02:10:00.013+02:00</published><updated>2010-12-16T11:30:38.254+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Görkem'/><title type='text'>Görkem'den, Görkem'e</title><content type='html'>&lt;b&gt;Ya böyle şeyler de var işte.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TQlYrRPFObI/AAAAAAAAAF4/6B8ebCEwGVA/s1600/61222_444961773303_522398303_5171158_3322623_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;b&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TQlYrRPFObI/AAAAAAAAAF4/6B8ebCEwGVA/s1600/61222_444961773303_522398303_5171158_3322623_n.jpg" /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;Sosyal ağlanmalara inanırım ben. Yapacak pek bir şey de yok bu konuda. İflah olunamaz bir durum. 21. yüzyılla kurabildiğim yegane bağ bu. Sosyal ağlardan kendime kocaman öyküler örmüşlüğüm de pek çoktur nereden baksan. Öykülerin gelişme sağlamlığını yüzdeye vuracak olursak bu konuda başarılı olduğum da açık. Çünkü bazı insanlar, yani bazı asil ruhlar, apartman esiri olmuş yüksek maneviyatlar (ki ilk fırsatta kendilerini yok edercesine döverler paradoksunu da kucaklayarak) kendilerini bedenlerinin ve ruhlarının sorumluluğundan bir nebze olsun kurtarabilmek için tık nefes buluşuyor böyle ağlarda. Yeterince şanslıysanız buluyorsunuz o asil ruhu sonra. Zaten hemencecik tanıyorsunuz dilindeki yarığı. Taşımaktan harap olduğunuz çentiği bir müddet ona emanet ediyorsunuz günün birinde. O da alıyor o çentiği, şöyle bir bakıyor içinden size; yani görseniz dersiniz ki: "ben bile böyle cesur bakamıyorum ona!" İnanılmaz! 21. yüzyılın tek mucizesi!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Evet, insanlar benzerlerini bulunca mutlu olurlar. (Kendime de giderayak asil ruh mu demiş oldum şimdi? Vay beni vaylar beni!) Psikoloji biliminin her yerine sinmiş bir gerçeklik. Bu gerçeği severek kabullenmekten başka bir diyeceğim daha vardır, ki o da bizim gibi ortasından ikiye yarılmış ve "ağırlığı düşmesine yetmeyen" kimi dünya beceriksizleri (sakın bu durumdan bi farklılık felan yaratmaya çalıştığım anlaşılmasın. "farklı olma" denen nanenin aslen çıldırtıcı bir ruh hali olduğunu dair derin iç görülerim var) şu Yusuf Atılgan'ın pek bir iştahla dile getirdiği "tutamak sorunu"nu ancak birbirlerini görerek, hissederek bir nebze hafifletebiliyorlar. Yani işte, tutuna tutuna. Sonuçta "bu bir tutamak sorunu". Adeta şahane.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Geçen işte, sürüklene sürüklene sığındım Görkem'in çentiğine. Derin nefesler ala ala yasladım kırgınlığımı onun omzuna. O da o asil ruhuyla aldı öptü kırgınlığımdan. Ben bu insanları seviyorum, buna nasıl engel olabilirim ki? Birlikte somut problemlerin ağzını yedik sonra (Ayşe'me de selam ederek..) Cürümleri yaktık. Dosya dosya dağıldık yerlere. Oh olsun!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İçini süzerek yazdığı yazılarını daha rahat okumak istediğimi söyledim sonra ona. Madem Feysbuka koyacak kadar cesursun dedim, aç blogunu da kurtar beni sürekli feysbuk takip etme derdinden. Asil ruhu bunu bir sorumluluk addetti ve şöyle cevap verdi bana:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Sen, aylar önce hem de,&amp;nbsp; ''Ruhumdaki şu çentik; aslında net olan her şeye hep kendi yaralı gözünden bakıyor. Böyle sanki ikiye bölünmüş. Çok konuşur, ama ne dediğini bir tek duymanın ötesini arzulayan kulaklar duyar. Ben bile çoğu zaman duymazdan gelirim..''&lt;br /&gt;demiş bulundun.&lt;br /&gt;Çentiğimin kaygısı bana daha çok düştü bu sebeple. Oysa&amp;nbsp;&amp;nbsp;kendi halinde koyveriyordum onu. Yüksek binalardan aşağı itiyordum habire. Bazen yasaklıyordum içinden konuşmayı, susturuyordum; &amp;nbsp;insanların arasında çakılmaması gerektiğini bilsin istiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen tuttun işaret parmağınla gösterdin. Afedersin iyi bok yedin. Selin..!&lt;br /&gt;Gidelim diyorsun, gidelim diyorum.&lt;br /&gt;Hatta öyle bir gidelim ki, dönmek için bi sebebimiz olsun cebimizde artık."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bugün de ansızın yazdı iki satır. Dedi ki, hep kayboluyor bu yazdıklarım sonra. Dedim, dur orda! Yazılanların kaybolması dünya alem için anlamsız, kendi varlığımız için son derece mühim kişisel tarihlerimizin yanması demek. Olur mu? Haşa! İşte:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Hayat diyor ki gözüm bi yerde ısıracak seni / Demesine kalmadan pata küte.. / Sonra seni birine benzettim deyip de benzetmeleri.. / Cebinden çıka çıka sapan çıkıyor / Kanatlarım yerlerde..."&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Biz gitmekler hakkında şarkılar söylemeye devam edeceğiz demek ki. Hala kanatlardan bahsetmeye bayıldığımıza göre, bu değişmeyecek.&amp;nbsp;Devrimci angus hareketi engellenemeyeceği gibi bizim gitmek hikayelerimiz de engellenebilinemez! "Belki de en güzeli böyle"?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kıssası;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Seni seviyorum karnından kuşlar uçuran kadın.&amp;nbsp;Bu yazı senin için.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not:&amp;nbsp;Ve evet o aslında hakikaten bir şapka değil, yuttuğu fili sindiren bir boa yılanı. :)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-4445065484693098125?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/4445065484693098125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/gorkemden-gorkeme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4445065484693098125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4445065484693098125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/gorkemden-gorkeme.html' title='Görkem&apos;den, Görkem&apos;e'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TQlYrRPFObI/AAAAAAAAAF4/6B8ebCEwGVA/s72-c/61222_444961773303_522398303_5171158_3322623_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8958755364767862739</id><published>2010-12-05T00:15:00.005+02:00</published><updated>2010-12-05T00:22:54.100+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Ve Sonra</title><content type='html'>Ve işte sonra çekilmiş fotoğraflara doğru gülümsemeler başladı. Ve daha insaflı olma inceliği gösteren aybaşı sızıları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahredici rüyalar yerini anlamsız bilinçaltı sayıklamalarına, yelkovan hançerliğini sıradan bir uzantıya bıraktı. Sırt geçmişi kutsayan bir ağlama duvarı olmaktan sıkıldı, yalnızca dik durma işlemine yaramaya karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte sonra bir gün içkiler içildi. Hatta çakır keyif olundu. Sokaklarda kahkaha atarak yüründü. Ve işte sonra, belki işte yakınlarda bir gün, öyle bir gün ki, hayat devam etmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılar çok önceden izlenmiş bir filmin hafızanın gizli köşelerine kazınmış birkaç sahnesi kadar ufaldı. Ve işte sonra, beden ve ruh sözsüz bir mutabakatla birbirine geri dönme kararı aldı. Ve işte sonra, ufak kıpırtılar ve belki işte tam da ondan sonra sevimli flörtler... Ve işte sonra yanaklar allandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes gibi ve kadar mutsuz olan O Kimse herkes kadar hayata devam etmeye başladı bir vakit sonra. Bolca Peru'ya gitti mesela. Birileriyle Orta Doğu'ya kaçtı. Hayal devam etti kaldı yerden. Zorundaydı. O kimse değil, hayat devam etmek zorundaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su, akma konusundaki kararlılığını sürdürürken izler kalıcı olma konusunda bir hayli kati davrandılar. Kabul mu edildi, eşik mi atlandı o an bilmiyorum. Fakat sonra bir şeyler oldu. Öyle ki, pek de sevimli bir şey olmayan hayat devam etmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp sızısını demledi içinde. Durdu uzaktan baktı ve işte sonra birkaç kez kıpırdandı yerinde. Ve işte sonra hayat, ve işte sonra oyun, ve işte sonra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam...mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8958755364767862739?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8958755364767862739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/ve-sonra.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8958755364767862739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8958755364767862739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/12/ve-sonra.html' title='Ve Sonra'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-5486188473664542836</id><published>2010-11-26T23:34:00.006+02:00</published><updated>2010-11-27T00:16:17.500+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gönül Dağı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Samuel Beckett'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kör Baykuş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sadık Hidayet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='George Orwell'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Eğretiliyorlar</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Şu dünyada iştahımı kabartan az şey vardır göz kapaklarımı soyup soğana çeviren imgelemler, kimi türküler ve nutella dışında. Aslında çiğköfteyi ve gezmeyi de severim, ama yazımızın konusu bu değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Yazımızın bir konusu da yok. Aynı yaşamak gibi, ömür tüketmek gibi. Konusuz film. Film mi? Senaryosuz? Sessiz? Filmin sonunu hiç merak etmeyen bir aktrist olsun mesela? Olur mu? Olmaz diye bir şey yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Kalpten kalbe bir yol vardır ki görülmez"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;- Neşet Ertaş'a inanmak istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Mahvı hazırlayan birkaç isim var dünyada. Bir evlat sahibi olursam onu itinayla uzak tutacağım isimler. Samuel Beckett'in mesela, ne bu dünyada, ne eğer varsa öte dünyada asla yeri yok. İpnenin teki kendisi. Tanrı'ya güler. Kahkaha atar ona.Çıldırtır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;". . . tiny little thing . . . before its time . . . godforsaken hole . . . no love . . . spared that . . . speechless all her days . . . practically speechless . . . how she survived! . . that time in court . . . what had she to say for herself . . . guilty or not guilty . . . stand up woman . . . speak up woman . . . stood there staring into space . . . mouth half open as usual . . . waiting to be led away . . . glad of the hand on her arm . . . now this . . . some-thing she had to tell . . . could that be it? . . something that would tell . . . how it was . . . how she– . . . what? . . had been? . . yes . . . something that would tell how it had been . . . how she had lived . . . lived on and on . . . guilty or not . . . on and on . . . to be sixty . . . something she– . . . what? . . seventy? . . good God! . . on and on to be seventy . . . something she didn't know herself . . . wouldn't know if she heard . . . then forgiven . . . God is love . . . tender mercies . . . new every morning . . . back in the field."&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 21px;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"- Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Lanet üstüne olsun Edip. Kirpiklerim yanıyor seni okurken. Kirpiklerime kastın var senin. Niye yanar bir kirpik? Diş değil ulan Edip! Tırnak hiç değil! Niye yanar? "Yaşam boyu inilti". Hiç oldu mu şimdi böyle imgelemek insanı? Olur çünkü; "ve her şey dönüştü işte / kahverengi bir çarşambadan / sapsarı bir cumartesiye". Başka çaresi yok Edip. Yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ah...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sadık Hidayet İranlıydı. Savaş gördü, Hayyam okudu, afyon içti ve barışın ne berbat şey olduğunu bildi. Sonra kendine bir gaz odası kurdu, öldü Sadık Hidayet. Hitler'den intikam mı almak istedi? Sanmam çünkü şöyle demişti:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;" Ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş, ama ne yanmış , ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. Fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Mahvı hazırlayan birkaç isim ve birkaç imgelem var dünyada, şarkıda, türküde, şiirde, romanda. Bütün sevdiklerimi uzak tutacağım eğretilemeler var. Çünkü "sinemi yaralar dil gizli gizli..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Tori Amos'un kafasına portakal renginden bulutlar yağmur yağdırır, Florence'in gözkapakları uçar gider, Neşet'in Gönül Dağı'na yağmur yağınca canözüne sellll akar. Lale Müldür saçını eskil bir anahtarla ördürür. Ulaan!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Eğretileme şiirdedir, aşktadır, şarkıdadır, hayattadır. Elim, yüzüm, gözüm, sağım solum metafor olmuştur. Çünkü "Hava kurşun gibi ağır."dır bugünlerde. Öyle imgelemler vardır ki, adamın aklını başından alır, çıldırmanın eşiğine getirir onu. Kapının bir ölü ağzı gibi açık olmasını mesela...Ve sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklamasını...Sever benim sevdiklerim. Benimse dilim kopar, elim yazmaya uzanmaz, gözlerim Baykuşlar kadar Kör. Cümlesizim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;HEYHAT!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 18px;"&gt;* Samuel Beckett'in "Not I" isimli oyunundan alıntı. Oyunun metnine ulaşıp aklıselime kast etmek isteyenler şuradan buyurabilir:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.english.emory.edu/DRAMA/beckettnoti.html"&gt;http://www.english.emory.edu/DRAMA/beckettnoti.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-5486188473664542836?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/5486188473664542836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/11/egretiliyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5486188473664542836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5486188473664542836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/11/egretiliyorum.html' title='Eğretiliyorlar'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6879131672869313838</id><published>2010-11-23T03:11:00.006+02:00</published><updated>2010-11-23T03:54:38.317+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turgut Uyar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Lades</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Lades : Bile bile edilir. Tavuğun hala anlayamadığım bir kemiğiyle oynanır. Taraflardan biri bir şeyi tutar bir diğerine verir: "Yerçekimli Karanfil". Tuttuğun elinde kalır. Bir hayat özeti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saçmalık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Karamsarlık nedir? Saçmalık. Gurur ise her şey olabilmektedir kimi zaman. Fakir insanın gururu vardır. Manevi olarak fakir olan insanın da gururu olabilir fakat toplum tarafından fazla iştahla karşılanmaz. Toplum nedir? Maymunluğundan bir türlü evrilemeyendir. Aksini düşündürtmüyor insanoğlu bana. Gurur insandır. Yani çok boştur yerine göre.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir de onur var, ki sevmem. Onur bana geçmişimi hatırlatır. Geçmiş bana acıdığı için geçmişimi hatırlamayı sevmez gururum. Sonra bir tatsızlık ki, yeme gitsin.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Görünebilirlik candır. Görünebilirlik bilerek ladestir. Bir hayat özeti. Her şey gözde başlar. Her şeyin gözde bittiği ise henüz görülmemiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sanatçının egosu vardır. Sanatçı olamayacak olanın acuze bir nefsi... İnsanlar yüzüne tükürsün diye yazar veya yaratır. Belki o yüzden görünebilir kılar yazdıklarını / yarattıklarını. Yani, övgü topladıkça (toplarsa eğer) yerin dibine daha rahat girmek için. Bilemiyorum.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Peki sorarım: Fare dağa küserse ne olur? Doğanın dengesi bozulur a salaklar! Bütüne ihanet etmeyiniz!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ben ölmem. Hiçbir zaman. İki gece önce ölmüştüm gerçi. İnsanın son saniyelerinde hissettiklerine inanamazsınız. Duymak istemediğiniz şeyi söyleyeyim: İnsan son saniyesinde yaşamak istiyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Neyse demem o ki,&amp;nbsp;ben öyle iki lafın beliyle kırılmam. Cehennemi düşünürüm bazen. Acı taşımam tamamen kendi inceliğimdendir. Acıya asla tapınmam. Acı: bir saçmalık. Saçmalığa tapınırım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sizin Allah'ınızla hiç işim olmadı. Kendiminkini de henüz bulamadım. Adem ve Havva'ya hala takığım ve Havva'yı son sürat destekliyorum. Peki Havva aşık mıydı Adem'e? Kadınların sünepelere aşık olması hoş bir fikir gibi değil. Havva et istedi, aldı. Havva candır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Başkasına bir gurur kaynağı mıdır benim hissettiklerim? İnsanlar, siz hakikaten çok komiksiniz!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Özümü görünebilir kılmaya çalışarak beyhude çabalayan bir münafık / bir varoluş ucubesi mi oluyorum bu arada acaba? Ne bileyim, içimden yaptığımı haksız çıkarmak da gelmiyor şimdi. Utanmasam bir internet güncesi tutmanın cesaret işi olduğunu bile söylerim. Bir kendiyle barışma, bir "Ferrari'yi satma hali". Belki kabulleniş, bir Cesur Yürek davranışı, saçmalık? Hangisi daha yakışır bana? Belki şu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Konuşmak, 'geçici bir ölümsüzlük' peşinde boşu boşuna koşmaktır. 'Ben varım' çığlığıdır bu. Sessizlik, zamanla ve sonsuzlukla olan ilişkimizin bilincidir. Aynı zamanda hem sonsuzluktur, hem de bir toz zerreciği." (Gündüz Vassaf / Cehenneme Övgü)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Toz zerreciği muhteviyatında taşıdığı gizden dolayı kor-ku-tu-cu-dur!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Son sözü de ben söylemiyorum, sıkıldım. Dengesizin biri söylesin benim yerime:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Aşkım da değişebilir gerçeklerim de&lt;br /&gt;pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı&lt;br /&gt;yan gelmişim diz boyu sulara&lt;br /&gt;hepinize iyi niyetle gülümsüyorum&lt;br /&gt;hiçbirinizle dövüşemem&lt;br /&gt;benim bir gizli bildiğim var&lt;br /&gt;sizin alınız al inandım&lt;br /&gt;morunuz mor inandım&lt;br /&gt;ben tam kendime göre&lt;br /&gt;ben tam dünyaya göre&lt;br /&gt;ama sizin adınız ne&lt;br /&gt;benim dengemi bozmayınız." (Turgut Uyar / Denge)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ve LADES!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6879131672869313838?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6879131672869313838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/11/lades.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6879131672869313838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6879131672869313838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/11/lades.html' title='Lades'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-4083761900534803346</id><published>2010-10-28T01:06:00.024+03:00</published><updated>2010-10-29T13:55:53.036+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Kısır</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TMioh2xoe7I/AAAAAAAAAFU/WDtQct-LIC4/s1600/The_rain_by_niniasiberiana.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TMioh2xoe7I/AAAAAAAAAFU/WDtQct-LIC4/s400/The_rain_by_niniasiberiana.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir Anadolu şehri. Hava yağmurlu. Zaman da karakterler de net değil. Alelade apartmanlardan birinde herhangi bir kadın düşünmeye başlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"3 ay, on gün, falan saat, filan dakika. Saçmalık. Ne ilk ne de sonum. Yani bunu bir çizelge olarak düşünürsek eğer, ki biliyorum bu bile başlı başına bir saçmalık, yine de diyelim ki bu bir çizelge olsun, ben bu kalabalık çizelgede herhangi bir birim bile olmam."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir an durur, tavana bakar. Düşüncelerini savmaya çalışır. Nafile.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Sesleri özledim. Sesleri...Gece uyandığımda duymaktan korktuğum sesleri. Bir gün, hiç unutmuyorum sabaha karşıydı, uyandım. Cam aralıktı. Yağmur yağıyordu. Yağmurun kokusu üçüncü kata bile çıkıyordu. Yağmurun sesini duyuyordum. Kıbleye döner gibi soluma döndüm. Ah..! Yağmuuur yağıyordu solumda. Nefesimin izi havada belli oluyordu. Hava soğuktu, ama üşümüyordum. Solum yağmura rağmen harlanıyordu. Tuttum öptüm solumu. Allah'a inanır gibi öptüm solumu;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;size yemin ederim zerre korkmuyordum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kadın derin bir nefes alır. Aklını başka şeylere vermezse sonunu ezberlediği senaryoyu baştan oynayacak. Kadın çok yorgun. Baştan oynayamaz. Çok yorgun. Fazlasıyla. Mutfağı toplamaya karar verir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Bir gün yine bu mutfağı topluyordum. Yazdı. Mutfak havanın iki katı sıcaklıktaydı. Arkama dönmüştüm, masadan bir şey almaya. Aklıma güzel bir şeyler gelmişti. Bedenim dimdikti. Sesli sesli güldüm. Ertesi gün gidecektim. Ertesi gün...Gittim."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bu sefer eller gelir kadının aklına. O elleri alır. Avuç içini kendine doğru çevirir;&amp;nbsp;öper, öper, öper. Allah'a inanır gibi öper o avuçları kadın. Kaldırır avuç içlerini, yaralarına bakar ellerin. Beyaz boyunlu kadın Allah'a inanır gibi, tek tek öper o yaraları ve sarar nefesinin koruyla.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Ben bu koru tanıyorum. "&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kor...Kan kırmızı...Alev...Nar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sessizce: "Çok hasretlik çektim, bağrım eziktir."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sabaha karşı. Kadın kabus görmüştür. Uyanır. Kulağına sirenlerin sesi gelmektedir. Birazdan yıkım başlayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"İç organlarım öncelikle iki ayrı yana toparlandılar. Sığınaklarına çekildiler yani, kendi gözlerimle gördüm. Midem kendini gizledi. Bir tek soluk borum dımdızlak ortada kaldı. Beş dakika. Beş dakika içinde soluk borum patlayacak&amp;nbsp;gibi yanmaya başlamıştı. Zehir midemi bulmuştu, kavuruyordu.&amp;nbsp;Sol yanım kopacak gibiydi. Ağlamaya başlamıştım. O gün yağmur yağmıyordu. "&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kadın ağlamaya başlar. O sırada şehri sel götürmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Etimi soğutun demiştim. Unutmuyorum. Etimi soğutun. Bana bir şeyler oluyor. Beni kurtarın. Beni kurtarın. Beni... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İnsan o anda bir daha eskisi gibi olamayacağını düşünüp kendine acıyor. Haksız sayılmaz. Şu dakikadan sonra bile hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mesela. Hazırlıksız olduğum bir teste tabi tutulmuştum ben o an. Hayatın devam etmek zorunda olduğu herhangi bir insan miyadı yani... Hayata değil, Zamana yalvardım, hatırlıyorum. Allah'ı sorgular gibi yalvardım Zamana. Zaman da hayat da sessizdi. Bir tek ben vardım ağlayan. Öyle işte. Öyle"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kadın sık nefesler alarak kanepeye oturur. Sol yanını aceleyle sıvazlar. İki büklüm halinden bir an doğrulur, tavana bakar: "Saçmalık" der içinden; "lanet olsun" diye bağırır dışından. Sonra hemen "Olmasın" diye bağırır. "Lanet olmasın!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kendi kendine tekrarlamaya devam eder: "Sesleri özledim. Sesleri...Gece uyandığımda duymaktan korktuğum sesleri..Bir gün, sabaha karşıydı hiç unutmuyorum, uyandım. Yağmur yağmıyordu. Üşümüştüm. Yalnızdım. Soluma döndüm ve fısıldadım: "Lütfen geri dön, lütfen geri dön, lütfen geri dön." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;O sırada şehirde yağmur yağmaya devam etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-4083761900534803346?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/4083761900534803346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/10/ksr.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4083761900534803346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4083761900534803346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/10/ksr.html' title='Kısır'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TMioh2xoe7I/AAAAAAAAAFU/WDtQct-LIC4/s72-c/The_rain_by_niniasiberiana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-9030830023216648772</id><published>2010-10-26T15:10:00.007+03:00</published><updated>2010-10-28T01:24:53.863+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Seçeneksiz</title><content type='html'>Benim insan olmaktan başka bir seçeneğim yoktu. Şairler kulağıma çağsız bir hayat fısıldadı. Bilincim günden güne kusur kazandı, vicdanım hassaslaştı. Bir yol yürümek zorundaydım. Bir yol, zamana uymayan. Yürüdüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz'i sırtıma aldım. Dünyanın tüm kusurlarını sahiplendim. Kendimi kapımın önünü temizlemekle görevlendirdim. Kendimi teste tabi tuttum. Kendimle didişdim. Kendime...Kendi..Ken..Dim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca maymun iştahlı olduğuma inandırıldım. Yıllarca eser geçer aklımı dışladım. Yıllar öncesinin insanlarına inandım, kendi çağımın insanlarına itibar israfı yapmamak gerektiğini düşündüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdim. Sevme fiilinin nesnesini başkaları sandım. Kendimi sevmek için öncelikle tüm o insanları sevmem gerektiğini gördüm. Sonra hiçbir insanı sevmedim. Yarım saat geçti, birkaç insanı sevdiğimi anladım. Sonra sevgiyi abarttığımı düşündüm. Yarım saat sonra iyi ki sevebiliyorum dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak zorunda olduğumu hissettim. Doğaya olan inancım böyle emretti beynime. Doğal seçilimlere inandım, bedenlerin yağmalanışını kendi gözlerimle gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutsuzluktan veya amaçsızlıktan çok inançsızlığın acısını yaşadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana karamsar diyorlar. Değilim. Bana Pollyanna diyorlar. Değilim. Hiçbir unvanım, niteliğim&amp;nbsp;yok. Öğretmen değilim, edebiyatçı değilim, gazeteci değilim, psikolog değilim, psikopat değilim,&amp;nbsp;anne değilim, şarkıcı değilim, şair değilim, organizatör değilim, palyaço değilim, projeci değilim, tezgahtar değilim, çok iyi bir insan değilim, çok kötü bir insan değilim, çok anlayışlı değilim, empati yoksunu değilim, ben kimsenin hayali, kimsenin kurtarıcısı, kimsenin katili değilim.&amp;nbsp;Bir küçük Selin Can olmanın ağırlığı ve güzelliği ve körlüğü ve senaryoları ve yalanlarıyla yaşadım. Ben öncesinde de sonrasında da hep bir küçük Selin Can'dım, ım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim Selin Can olmaktan başka seçeneğim yoktu. Ben kendi yolumu yürümek zorundayım. Ben insan olmanın yolunu aramak zorundayım. Vicdanım ağır, bilincim kusurlu. Hassasiyetlerim&amp;nbsp;azınlıklarınki kadar çok.&amp;nbsp;Ben kendimi sevmek zorundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, ben her insana saygı duymayı öğrenmek zorundaydım. Ben kapımın önünü süpürmek zorundaydım. Ben bir insanın kendine kötü davranmasının ne demek olduğunu bilmek, bunu değiştirmenin yollarını aramak zorundaydım. Ben etrafımdaki her insanın bir güzelliğini görmek ve o güzelliğe hayran kalmak zorundaydım. Ben öfkenin tadını bilmek, kıskançlık ateşinde sınanmak zorundaydım. Ben hissizliği yaşayarak hislerimi yüceltmek zorundaydım. Ben Yaradan'ı sorgulamak zorundaydım. Ben aklımın dar muhitini şöyle bir kolaçan etmek, cinnetin kokusunu şöyle bir almak zorundaydım. Ben kalp kırmamak için kalp kırıklığının ne demek olduğunu öğrenmek zorundaydım. Ben kendilik farkındalığımı bulmak zorundaydım. Ben varlığımın, bedenimin, hislerimin, aklımın, saçmalığımın, yalnızlığım ve çoğulluğumun sorumluluğunu almak zorundaydım. Her normal insanın olması gerektiği gibiydim yani. Başka seçeneğim yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bir adam çıkıp adımı değiştirecek belki. Baba adım silinecek.&amp;nbsp;Babamın adını da o adamın adını da istemem.&amp;nbsp;Ben mezara annemin kulağıma fısıldadığı adla gitmek istiyorum. Bana "olma"nın saçmalığını ve zorluğunu yürüten adımla ölmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları bazen seviyor, bazen hiç sevmiyorum. İnsanlarımı çok seviyor, hepsine tek tek minnettar kalıyorum.&lt;br /&gt;Teşekkürler;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir küçük Selin Can.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-9030830023216648772?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/9030830023216648772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/10/benim-insan-olmaktan-baska-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9030830023216648772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9030830023216648772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/10/benim-insan-olmaktan-baska-bir.html' title='Seçeneksiz'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6470972273065333512</id><published>2010-09-08T00:58:00.009+03:00</published><updated>2010-09-08T01:16:51.225+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Manifesto</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TIa5lA7majI/AAAAAAAAAFI/ia2R56HvY1k/s320/akil_fiskirmasi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir hayalim. Aklının alamadığı sınırlara girip yerleşirim. Bir "büyük plan"ım ben, bir tehdit. Bir an önce cezanın kesilmesini dilediğin dava, bir an önce yaşayıp sonuçlarına katlanmayı beklediğin darbe benim. Gelmem ben, bir tehdit olarak kalırım beyninin karanlık kuytusunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben anaforum. İçime gömülürken seni de sürüklerim. Zevk alırsın. Neredeyse etinde hissedersin ölümü ve ebediyeti. &amp;nbsp;Varlığımı sonsuz yollara bağlayarak yürüdüğün ve yürüyeceğin bütün yolları lanetleme yeteneğine sahibim. Yürüyerek tükenmeyenim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben geri dönüşü olmayanım. Her daim yeşil kalan bir çam yaprağı. Keskin kokulu, dikenli. Aklının dar sınırlarında kilitli kalır, dikenlerimle beyin kıvrımlarını gıdıklarım. Çabucak savarsın beni gözünün önünden, ama sen beni görmezlikten geldikçe hepten yerleşirim içine. Varlığını reddedemeyeceğin bir hükümranlık...Etini acıtırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sonsuz bir bunalımım. Tedavisi olmayan bir virüs. Asla öldürmeyen, fakat besbelli ki varolan. Neredeyse iyi huylu bir virüs. O kadar iyi huylu ki, daha uzun yaşatır insanı, azabını da uzun kılarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben o kadar iyiyim ki, tiksinirsin benden. Benden ve erdemlerimden kaçmaya çalıştıkça çamurlanır, karalanırsın. Karalandıkça daha çok sever ve ararsın beni. Yok etmek istersin varlığımı. Dünyadaki izimi kaybettirmek istersin. Beni öldürmeye çalıştıkça vurduğun yerlerden yeniden doğarım oysa ben. Asla bitmeyenim. Sen gözlerini yumsan da kaybolmayanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, nefret ediyorsun benden. Fakat sana ufacık bir sır vereyim mi: Sorunun büyüğü sende.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6470972273065333512?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6470972273065333512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/09/manifesto.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6470972273065333512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6470972273065333512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/09/manifesto.html' title='Manifesto'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/TIa5lA7majI/AAAAAAAAAFI/ia2R56HvY1k/s72-c/akil_fiskirmasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-1313888140836805440</id><published>2010-08-02T14:29:00.000+03:00</published><updated>2010-08-02T14:29:25.371+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ben Ruhi Bey Nasılım?'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edip Cansever'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>"Amansız Bir Gücenik"</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;IV&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar&lt;br /&gt;Denize bırakılmış çöpler gibi&lt;br /&gt;Yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi&lt;br /&gt;Geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi&lt;br /&gt;Bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında&lt;br /&gt;İçinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı&lt;br /&gt;Çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde&lt;br /&gt;Ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen&lt;br /&gt;Kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla&lt;br /&gt;Yağmurlu bir sundurmaya&lt;br /&gt;Ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın&lt;br /&gt;Pencerelerde ve her yanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çocukta bir kadın hayaleti mi&lt;br /&gt;Bir kadında bir çocuk hayaleti mi&lt;br /&gt;Yalnızca bir hayalet mi yoksa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;(Nerdeyim&lt;br /&gt;Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim&lt;br /&gt;Para bozduranların az çok bildiği&lt;br /&gt;Adres soranların gene bildiği&lt;br /&gt;Bir sokakta bir aşağı bir yukarı&lt;br /&gt;Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği&lt;br /&gt;Amansız bir güceniğim.)&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri getiriyor bunları rüzgar&lt;br /&gt;Geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da&lt;br /&gt;İniltili, hasta bir konağı da&lt;br /&gt;Çatısında baykuşların tünediği&lt;br /&gt;Birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda&lt;br /&gt;Ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp&lt;br /&gt;Suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği&lt;br /&gt;Bir konağı ve konağın olanca görkemini&lt;br /&gt;Geri getiriyor rüzgar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Konaksa yandı çoktan&lt;br /&gt;Tertemiz bir asfalt ezip geçti onu&lt;br /&gt;İyi biliyorum tertemiz bir asfalt&lt;br /&gt;Ezip geçti onu&lt;br /&gt;Kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı&lt;br /&gt;Caddeler, işhanları kahveler ayarlandı&lt;br /&gt;Meyhaneler, genelevler&lt;br /&gt;Pasajlar, dar sokaklar, geçitler&lt;br /&gt;Soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey&lt;br /&gt;Ve bütün ilişkiler&lt;br /&gt;Birden yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve her şey yetişti gene&lt;br /&gt;Sarı bir çarşambadan&lt;br /&gt;Kahverengi bir cumartesiye."&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-1313888140836805440?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/1313888140836805440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/08/amansz-bir-gucenik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1313888140836805440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1313888140836805440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/08/amansz-bir-gucenik.html' title='&quot;Amansız Bir Gücenik&quot;'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8152675370513512512</id><published>2010-08-02T14:24:00.001+03:00</published><updated>2010-08-02T14:25:08.530+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ben Ruhi Bey Nasılım?'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edip Cansever'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>"Kaç Türlü Girilirdi Anılardan İçeri?"</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;III&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Ve her şey dönüştü işte&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kahverengi bir çarşambadan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sapsarı bir cumartesiye.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ansızın bir rüzgar çıktı demin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Yakıyor gözkapaklarımı da&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;(Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;1 - İşte bir zambağın özsuyunun içilişi gibi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;2 - Süt emer gibi bir memeden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;3 - Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;(Ansak mı anmasak mı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Yeri mi şimdi değil mi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir tren yolculuğunda ve her yerde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saatler iyi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ve bütün yolcuların dalgın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Görünüşte kararsız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Görünüşte üzgün, endişeli&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Görsek mi acaba, görmesek mi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Açıp da kapalı gözlerini arada&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Şöyle bir görünümü tek bir solukta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Yalandan, inatla içine çekenleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir tilki çevikliğiyle, acele&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bilmem ki, görmesek mi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Durunca tren bir istasyonda&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Tutarak parmaklarıyla yalancı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ve ucuzundan bir kolyeyi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Acaba görmesek mi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ansak mı anmasak mı acaba&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Yeri mi şimdi, değil mi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sırasını bekleyen bir kadının, hasta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Gereğinden fazla abartılmış yüzünü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Besbelli iğrenirdiniz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir duvar saatine ya da kapıya&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kısaca&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Gördünüz, görüverdiniz bir daha&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sıyrılmış acılardan ansızın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sevecen, durgun, sade&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;O yüzü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Belki de, orda, acele&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Karar verdiniz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir anneniz olsun isterdiniz böyle&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Her neyse...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Ben uzun yolları hiç sevmem&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)"&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8152675370513512512?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8152675370513512512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/08/kac-turlu-girilirdi-anlardan-iceri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8152675370513512512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8152675370513512512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/08/kac-turlu-girilirdi-anlardan-iceri.html' title='&quot;Kaç Türlü Girilirdi Anılardan İçeri?&quot;'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6638642459283030392</id><published>2010-08-02T14:15:00.002+03:00</published><updated>2010-08-02T14:19:07.460+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ben Ruhi Bey Nasılım?'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edip Cansever'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Bir Ruhi Bey Tedirginliği Bende (Üstünde Kara Bulutlar)</title><content type='html'>I&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="text_exposed_show" style="display: inline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Büyük bahçelerin küçük içinde&lt;br /&gt;Saksılardan birinde&lt;br /&gt;Gördüm de&lt;br /&gt;Uyurken uyandırılmış gibi&lt;br /&gt;Beni bir sardunya büyüttü belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ben ki&lt;br /&gt;Bir kadında bir çocuk hayaleti mi&lt;br /&gt;Bir çocukta bir kadın hayaleti mi&lt;br /&gt;Yalnızca bir hayalet mi yoksa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne peki&lt;br /&gt;Yere dökülen bir un sessizliği mi&lt;br /&gt;Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi&lt;br /&gt;İşini bitirmiş bir org tamircisinin&lt;br /&gt;Tuşlardan birine dokunacakkenki&lt;br /&gt;Dikkati ve tedirginliği mi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekler mi beni&lt;br /&gt;Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen&lt;br /&gt;Bir sürü yaz gününün içinde&lt;br /&gt;Acaba bekler mi beni&lt;br /&gt;Uykularım, o sonsuz uykularım&lt;br /&gt;Yanmış bir limonluktaki&lt;br /&gt;- Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde&lt;br /&gt;Sesini hiç eksiltmeyen -&lt;br /&gt;Ama bilmez miyim ben&lt;br /&gt;Bilmez miyim hiç&lt;br /&gt;Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine&lt;br /&gt;Kısacık bir zaman olmalıydı elimde&lt;br /&gt;Turfanda meyva gibi bir zaman&lt;br /&gt;Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği&lt;br /&gt;Geçerek erguvanların dönemecinden&lt;br /&gt;Leylakların dörtyol ağzından&lt;br /&gt;Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına&lt;br /&gt;Acının dudaklarına ve geçmişin&lt;br /&gt;Bir yaban gülü yaprağı gibi beni&lt;br /&gt;Ama ne gezer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Korkmuyorum artık solmaktan&lt;br /&gt;Solmaktan ve solgunluktan&lt;br /&gt;Gelmişim nerelerden böyle&lt;br /&gt;Kurumuş bir dere yatağı gibi&lt;br /&gt;Ya da pek kurumamış da&lt;br /&gt;Baygın, hasta ya da cançekişen&lt;br /&gt;Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında&lt;br /&gt;Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini&lt;br /&gt;Yorgun düşerek taşımaktan&lt;br /&gt;Ve ne çıkar ayırmasam kendimi&lt;br /&gt;Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koylardan&lt;br /&gt;Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da&lt;br /&gt;Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan&lt;br /&gt;Ayırmasam kendimi&lt;br /&gt;Diyorum ayırmasam&lt;br /&gt;Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-&lt;br /&gt;İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri&lt;br /&gt;Cepleri yüreği cepleri&lt;br /&gt;Ayırmasam da ben&lt;br /&gt;Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni&lt;br /&gt;Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan&lt;br /&gt;Bu kımıltısız gövde&lt;br /&gt;Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların&lt;br /&gt;Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman&lt;br /&gt;O müthiş öğle sıcağında&lt;br /&gt;Pencerenin önünde örgü ören birinin&lt;br /&gt;- Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-&lt;br /&gt;Görülmediği gibi&lt;br /&gt;Ama var mıydı sanki görülmek isteyen&lt;br /&gt;Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden&lt;/i&gt;. "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6638642459283030392?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6638642459283030392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/08/bir-ruhi-bey-tedirginligi-bende-ustunde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6638642459283030392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6638642459283030392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/08/bir-ruhi-bey-tedirginligi-bende-ustunde.html' title='Bir Ruhi Bey Tedirginliği Bende (Üstünde Kara Bulutlar)'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-5722785768612882504</id><published>2010-07-23T15:39:00.004+03:00</published><updated>2010-07-23T15:49:56.062+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Yaz(ı) Kalır</title><content type='html'>Herkesin baş etmek zorunda olduğu bir iç cehennemi vardır.&amp;nbsp;Her ne kadar&amp;nbsp;bu "iç medeniyet"lerin kendine özgü dehlizleri olsa da, kuvvetle muhtemel ki çoğu&amp;nbsp;"dış kürekler"in taşıdığı korlarla harlanır, katlanılamayacak hale gelir - getirilir. Bunu fark etmiş her insanoğlu Sartre'ın şu dediğine bayılıııır da bayılır: "Başkaları cehennemdir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkaları cehennemdir de, bu iç çölün bir damla su görmesi için de dönüp baktığımız yer yine "başkaları"dır. (Ölü ve deli insanları bu yargıdan ayrı tutuyorum) Ortasına itin sıçtığı bu iki ucu boklu değneği alıp beynimizin çürümeye yüz tutmuş herhangi bir yerine, bir bunalım halinde kendisini sinsice ortaya atıversin diye, kaldırırız. Kimse çıkıp da "insan kendine yetmeli ıdı bıdı"&amp;nbsp;mavalı okumamalı&amp;nbsp;bu noktada. Bunlar artık söylene söylene&amp;nbsp;anlamından azat olmuş, yetersiz gereklilik cümleleri.&amp;nbsp;Aklını azıcık kullanabilen herhangi bir birey (ölüler ve deliler hariç)&amp;nbsp;kendisinin kimi konularda yeterli olduğunu bilse ve / veya hissetse bile kimi konularda yeterli olamayacağını, kendini - içini - ancak insanla bileyebileceğini, dolayısıyla atalarından kendine&amp;nbsp;aktarılmış sosyalliği geri plana atamayacağını bilir. Sevmek için tek kişi yeterli&amp;nbsp;olabilir belki,&amp;nbsp;fakat&amp;nbsp;sevişmek için kişi gereklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilene bilene yiteriz zamanla ve zamanda. Kendi cehennemimiz yetmezmiş gibi, başkalarının cehenneminde sınarız "naçiz ruh"larımızı. Sonra zamanın geniş düzlüklerine sereriz&amp;nbsp;o naçiz ruhları bir nebze de olsa soğuması için. Birbirimizin cehennemlerini harlaya harlaya öreriz yaşamı. Kendi cehennemimizi bir diğerinden üstün sanarak hayata ve kendimize tutunuruz. "Gerçekten" öldüğümüzde nedenlerini tek tek sorabilmek için yaradana, bizi öldürmeyen (!)&amp;nbsp;şeyleri biriktiririz ruhumuzda ve aklımızda. -Belki-lerden kurtulabileceğimiz günlerin hayaliyle örtebiliriz ancak "parçalanamayan şimdi"nin amaçsız akışını. Belki, ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi cehennemimin sesiyle yazmak istedim bu yazıyı. Kendi canımın kanıyla. Bu kendine özgü azaplar da bir yerlerde kayıt altında kalsın&amp;nbsp;istedim. Fakat ne bu azaplara ne de sizin onları bilmenize değer veriyorum şu noktada, affedin. Tek diyeceğim: Benim sizden ve sizin cehennemlerinizden razı olduğum gibi ve kadar Allah da sizden razı olsundur. Sizi, size küfreder ve sizden intikam alır gibi affedeceğime cehenneminizin en harlı yerine olan&amp;nbsp;sarsılmaz bağlılığınıza&amp;nbsp;inandığınız kadar inanabilirsiniz. Eyvallahlarımla!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-5722785768612882504?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/5722785768612882504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/07/yaz-kalr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5722785768612882504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5722785768612882504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/07/yaz-kalr.html' title='Yaz(ı) Kalır'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-9114189924060221454</id><published>2010-07-02T02:40:00.002+03:00</published><updated>2010-07-02T02:43:38.799+03:00</updated><title type='text'>Benim Hava</title><content type='html'>İyeliksizim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün cümleler geniş zamanda. Geniş bir bık-kıntı yayılıyor burnumdan ciğerime doğru. Karbonmonoksit ya da dioksit... Muhakkak ki oksitli bir şeyler var havada. Ne benim hava, ne de hava benim. Genişiz ve sahipsiziz. Ne hoş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oturduğum yeri tanıyorum, ne de damarımdan akan kanı. Şu an ben biraz yabancıyım. Ve yalnızım. Lanet üstüne olsun bu yalnızlığın. Önceden de yalnızdım ve şimdilerde de ve geniş zamanlarda da hep... İyisi mi gidip bir çay koymanın bile değeri azalıyor değerli nezdimde. Sevdiniz mi beni böyle? Ah, bilirim... Ememediğiniz sürece yaramaz gelir haybeye akan kanım size.Bilirim yiğidim, bilirim. Bendeki değersiz bir içgörü işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrularımızı kesiştirebilmek için ben için ben boynumu eğeyim, geriye bir şey kalmasın, böylelikle denkleşmiş olalım -olmamaklıkta. Bilir misiniz ki, bir kadın boynunu eğdiğinde... Eeeeh, hissedemediğiniz hiçbir hüznü tasvir etmeye uğraşmayacağım size. Bir kadın işte...Arada boynunu eğebilen bir varlık. Bembeyaz ve şaşkın. Bu kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Döne döne ölüyoruz, neyse ki. Kısmet bu işler. Allah'ın büyüklüğüne sığınırken bile küfrettik biz kendi küçüklüğümüze. Kafa tuttuk, anasını satayım! O'na bile. İçten içe hem de. Kafiriz ki değme kafire taş çıkarırız bu hususta. Neyse ne, dönelim de ölelim bir an önce bre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri gülse diyorum. Biri gülse de şu geniş zamanlar tanımlansa. Biri en çok susuyor. Ben en çok susana konuşuyorum. Sessizlik kadınları çok konuşturuyor. Kafam karışıyor. Hikayenin sonunu merak etmiyorum.Yeşil ışık yanıyor, ben duruyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-9114189924060221454?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/9114189924060221454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/07/benim-hava.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9114189924060221454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9114189924060221454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/07/benim-hava.html' title='Benim Hava'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8336970720900015576</id><published>2010-05-14T14:44:00.001+03:00</published><updated>2010-05-14T14:46:00.148+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zu'/><title type='text'>Arzu'ya</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Çok düşündüm. Bu yazıyı yazıp yazmamak konusunu, sonra burada sergilemenin doğruluğunu - yanlışlığını, yani kırılgan ve öznel bir şeyi ağız tadıyla parçalatmanın bize iyi gelip gelmeyeceği konusunu... Önce vazgeçtim. Belki merak edersin, beşinciye açıyorum bu sayfayı. Yazdığım hiçbir şeyi sevmedim. Her zamanki gibi. Sonra dedim ki, ah be kardeşim, ölecekseeeeek öleliiiiim gitsin! Hesabı bir tek kendimize kesiyoruz nasıl ise. Dedim. Bunları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynaya baktın değil mi? Aynaya baktın, adım gibi eminim. Etrafın uğruna canhıraş olduğu yüzüne...baktın. Biliyorum. Hamur gibi. Sanki burnunu yeniden görüyorsun. Nasıl bir delilik değil mi? Bıraksalar yarım saat izler ve yine de tanımazsın karşıdakini. Halbuki, yok ki bir sebebi bu yabancılığın. Yani işte yok ki! Daha açık nasıl anlatılır? Belki şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bakmazken ruhuma yapışmış bir çentikten sorumlu tutulmaktayım. Bir çentik ki, taşıyanı büyüler ve aynı zamanda lanet ettirir kendine. Evrenin cümle karşıtlığını ve bilmecesini taşır basitliğinde. Niye? Yoktur sebebi. Kendine gel! Çocuklukta falan değil bunun sırrı. Ben bu konuda çok düşündüm. Belki dedim, insanlar kocaman et yığınları halinde sahip olmak için yuvarlanırken bu çentik beni şaşkınlığımdan yakalamış ve yapışmıştır ruhuma. Yani, bir tek bunu bulabildim sebep. Kimsenin hayat kurgusuna uymayan bir sebep, değil mi? Halbuki onlara ayakları yere basan sebepler gerek. Ne bileyim işte "Kolum tutmuyor, sırtım ağrıyor, annem ağlıyor, babam çıldırıyor, sevgilim aldatıyor, param bitiyor" gibi. Yalnız bizim gibiler biliriz sebepsiz yere çekilen sancının çıldırtıcılığını ve suçluluğunu. Ne garip! Ve neden? Yok ki hiçbir sebebi ve biz çentiklilerin aslen "yoktur ki hiçbir ruha çentiği".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depremle yaşamaya alışmak gibiyiz. Her an o çentik sızlayabilir. Nerede ve ne zaman olduğu önemsizleşir o sızladığında. Mahkemeler kurulur. Yargıç kendin, yasayı kendi çentiğinden süzdün, kararı depremin şaşkınlığıyla verdin. Müebbet azap! Sebebi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşmayı istiyorsun değil mi? Yükünü yani.. Gözlerini çıkarıp bir başkasına emanet etmek istiyorsun. En azından bir süreliğine...Değil mi? Filtreni çamaşır suyuna yatırmak istiyorsun. Bir de çok merak ediyorsun, ne ara kirlendi bu böyle? Ah, kafamda ne çok ses var! Kaos hüküm sürmekte. Ne ki, yapamıyorsun değil mi? Ciğerlerin dağlanırken başkalarına ses edemeyecek kadar değersiz ve anlamsız buluyorsun hissettiklerini. Don Kişot'ların öldü mü? Halbuki bir sığınak olsa? Sığınak vardır da, kendini onlara emanet etme merhametini kendine gösteremiyorsun işte! Sen halbuki, başkalarına ne kadar da merhametlisindir. Kanatsız melek derler senin için, yalan mı? Acılarını ve sebepsiz sancılarını ne kolay dökerler senin ellerine. Sonra da ansızın yok olurlar ortadan. Ama sen,sanki o cesetler senin doğal bir uzvunmuşçasına rahatça taşırsın ölüleri sırtında. Hamal gibi...Ve merhaba, yoktur bunun da bir sebebi! Boşa arama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve dönmek istiyorsun. Hissediyorum. Kimseyi, kendini bile, rahatsız edemeyeceğin kadar huzurlu, sabun kokan bir eve. Ölümü düşünmekten biraz uzaklaşabileceğin bir eve. Renklerinin burnunun ucunu sızlattığı o günleri özlüyorsun. Cemal Süreya, Turgut Uyar, Can Yücel bir zamanlar bu dünyada yaşadığı için mutlu olsan mı, yoksa artık yaşamadıkları için hüzünlensen mi bir türlü karar veremiyorsun. Sahi, bardağın yarısı dolu mu, boş mu, yoksa ortada bir bardak falan yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burnunun ucu sızlayabilen ne kadar az insan kaldık, farkında mısın? Biz, yani hala baharı koklamak nostaljikliğine kapılabilen gafiller mesela, birbirimizi içimizden bi-li-riz! Bir tek birbirimize sokularak yaşayabiliriz, demiştim daha önce de. Yaralarımızı birbirine sürterek iyileşme eğilimi gösteririz. Başkalarını bizi sevmelerini istediğimiz gibi sever, onlara merhamet ederiz. Ortasından yarılmış, ne arsızca yere düşebilen ne de tam olarak ayakta durabilen o ağaç gibiyiz. Doğrularız o kadının söylediklerini: "İçimde bir şey ne kopuyor ne ölüyor ah..." Sebebi yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki, biz bunları hiç bilmesek de "ağaç olsak".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olamayız. Biz "depremle yaşamaya alışmak"ız. İnsanlar bizim anlamsız melankolimize hakaret eden gözlerle rahat rahat bakabilirler artık. Daha az umursayacağız. Kabul ettiriliyoruz çünkü. Bu bir yeniliş değil, belki de varoluşun ta kendisi. "Serin bir rüyanın hatrına mıdır çektiğimiz bu dünya sancısı" dersin? Neyse ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesime ses ver, son sesim bu!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8336970720900015576?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8336970720900015576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/05/arzuya.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8336970720900015576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8336970720900015576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/05/arzuya.html' title='Arzu&apos;ya'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-4163309418614963546</id><published>2010-05-01T20:58:00.001+03:00</published><updated>2010-05-03T12:41:39.652+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Orası Ya Da Burası</title><content type='html'>Orasındaydım ya da burasındaydım. Fark edemedi. Ben birkaç yıl gezdim. Pardon yol gezdim. Her ne iseydi onlar. Onlar bir türlü fark edemediler. Bir Avrupa ülkesine gittim. Sonra iki oldu. Hatta üç... Bir seni gördüydüm, inanması güç. Lanet olsun dediydim. Lanet olduydu o anda. İçtiydim bir de. Evet, baba parasıyla. İçtiydim çok çok. "Gel" dedilerdiydi bana. "Gel yani nedir ki?" Gitmedim. Niye gideydim? Masumiyetimi yani, niye pazara sereydim? Yapmazdım. Akıllıydım ben. Yani çok. Şimdikinden de çok. Bir telefon kartı aldıydım hiç unutmam. Çok Fransız bir telefon kartıydı o. O telefon kartı sol cebimde gezdiydim. Göremediydim yani ki. Olmadıydı. Sevmekteydim. Bilmekteydim sevmek denen şeyin iç organları harap etme gücünü. Sen bilmezsin. Bilme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabuslar vardı. Kabuslar vardı ki bir avuç dolusu yara. Dedim "gideceğim bu sefer". Gideceğim ne olursa olsundu o an. Gittim üstüne üstlük. Kuş ağzı gibiydi yüreğim ulan. Cümlene aşikar. Cümlen yok idi ki o zamanlar. Yokluğuna aşikar. Neyse ki gidebildiydim. Neyse ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girdiydim ağzının içine. Baktıydım ki karanlıktı her yer. Gözlerimi yumduydum. Her yer rengarenk anında. Bir yazı yazdıydım o yoldan bu yola uzanan. Ah ki, ciğerlerim harap bitap. Dediydim ki "al beni ya da eski yerime bırak". "Yok" dediydi konuşmayan dillerin. Konuşmayan dillerine aşikar idim. Konuşmayan dillerine kurban idim belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün oldu, hiç unutmam. Bir gün dedim ki bir dostuma "ah" dedim, "ah ki sızlıyor ciğerimin altında bir yerler." "Bir", dedim, "bir yürek var benim yüreğimi sıkıştıran. Başka bir yerden tam da aynı dilsiz yar için çarpmakta." Bildim. Sanıyor musun ki itibar edildi sözlerime? Asla. Fakat bildiydim. Bir gözgöze gelseydim o dilber ile, konuşacaktı gözlerimiz ve ben teslim olacaktım anında. Kapkara bir delikle uğraşabilirdim belki ama&amp;nbsp;fener alayı gözlerle asla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklım oynadıydı yerinden o an.&amp;nbsp;Çok Fransız bir telefon kartı geldiydi aklıma. Dilimi nere koyacağımı bilemediydim. Senin karanlığın duymadıydı hiçbirini. Sevmek yeteneğinden nasibini almış olanlar bilirdi belki dilimdeki yareyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Desin dillerin şimdi; desin ki "Yalnız sen". Yokluğuna alıştıydım, varlığınla sınanmam kolay olmayacaktır sevdiğim. Affet beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de benim kuş ağzım kendini bir gölgeye doğru açmaktadır. Her ötüşünde bir seda uydurmaktadır. "Belki" demektedir, "belki az çaba?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah bilememekteyim... Bir zamanlar bilebildiğin o&amp;nbsp;dilbere sor sevdiğim. Belki yolu ikimize de o gösterecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben; yani çok romantik sevdiceğin mavi kuş (ki dediydim, maviliğini bilmem ama yalandır kuşluğu)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-4163309418614963546?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/4163309418614963546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/05/oras-ya-da-buras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4163309418614963546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4163309418614963546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/05/oras-ya-da-buras.html' title='Orası Ya Da Burası'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-2669157145043841351</id><published>2010-04-28T22:55:00.002+03:00</published><updated>2010-05-03T12:41:39.653+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Bilir damarlarındaki kanın akış yönünü</title><content type='html'>Ellerimin ağırlığıyla gözkapaklarıma dokundum. Gözkapaklarım o günden beri yanaklarımın allığına gölgeliktir. Kirpiklerimin ucuna tünel sonu ışıklarını taktım. Karanlığın sonunu benim kirpiklerimden görebilirsiniz yani ki. Işık ki, onun en güzel lekeleri bıraktığı söylenegelmiştir. Işık, ki gözkapaklarında gökkuşaklarını doğurtmuştur. En kısır gözler bile muktedir olmuştur doğurmaya böylelikle. Işıktır, vardır. Gerçekliğini tartışamayacağın derecede (g)öz-yakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey tuttum ben elimde. Öyle bir şey ki, gücü avcumdaki çizgilerden kanadı, taştı. Yönünü bulmaktansa akışına hayran kaldığım bir dere çağladı içimde. Dedim o vakit, yaşamak var imiş belki de. Öyle çok korktum ki ellerimden, aklım yerinden çıkacak sandım. Atsam atamadım, satsam...Yoktu alacak şeytan ortalarda. Ellerimi aldım ben de, yavaşça sevdim. Yavaşça öptüm. Yavaşça kokladım. Bilen bilir nasıl yavaşça ve korkarak severdim. Ellerim vardı. Gerçekliklerini tartışamayacağım kadar ağırlardı ve inanmayacaksınız - avuçlarımdan isimsiz renkler fışkırmaktaydı. Sizin görmemeniz o renkleri bilmemenizdendi. Ben gördüm onları. Öyle bir gördüm ki sandım kör oldum. Nasıl bir deli hüznü sonra...Ve adını bilemediğim bir büyük his silsilesi... Taştım. İçimden yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç bedene büyük geldi her zamanki gibi. Ağzımın içinde kocaman bir gül açması inanın ki ondan. Koksun ki bilinsin istedim, hani bilinsin bu hisler. Ulan!!! Duramadım. Tekrar tekrar açmam bundan. Hani öyle ki "seviyorum" lafı avuçlarımdaki ışığı anlatmanın köşesinden geçemiyor. İşte sırf bu yüzden yüzle katlamak istedim lafları. Olmadı. Kelimerle hisler kadar iyi anlaşamadım. O yüzden muhtemelen sizi sıktım. Bazen üzdüm. Bilin ki, kendimi hep daha çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divaneyim. Diyemiyorum. Belki de bu yüzden, dünyanın yüz ölçümü kadar açıp da hepinizi boğmamak için yani, şimdilik susuyorum. Bu kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-2669157145043841351?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/2669157145043841351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/04/bilir-damarlarndaki-kann-aks-yonunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2669157145043841351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2669157145043841351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/04/bilir-damarlarndaki-kann-aks-yonunu.html' title='Bilir damarlarındaki kanın akış yönünü'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-9208430917478099280</id><published>2010-04-05T13:07:00.008+03:00</published><updated>2010-05-03T12:43:19.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Deformasyon ya da Yıkım</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İngilizlerin "self" olarak adlandırdıkları "kendi" kavramının yıkım, bozum ya da kıyım gibi kelimelerle takibi Türkçe'de çok şık durmuyor. "Self-destruction" yani ki "kendi-yıkım" bize biraz yabancı kalıyor mesela. Galiba yani. Öyle mi dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eşiği var özü yıkmanın. Yavaş yavaş yaklaşır bizim biçim bozan adımlarımız özümüze. Kişiye göre değişen o eşik atlandı mı, birkaç yara bere ve birkaç parlak noktası dışında pek de bir şeyi olmayan "öz"e ölçüsüz saldırılar başlar. Doğduğumuzda bilmediğimiz, bize sosyal yaşamın "muhteşem" armağanlarından olan "ikilik" ve "öteleme" sayesinde kendi ve öz iki farklı saf tutarlar birbirleri karşısında. Üstelik hazırlanılan savaş hiçbir zaman onurlu olmaz. Kendi elde etmek istedi şeyi bilmez, öz neyi nasıl savunacağını karıştırır. Doğanın temel kanunu insanın kendiyle olan savaşında da işler. Saflardan hangisi o an için güçlüyse, ki kendi benliğin sıkı dostu olduğundan neredeyse her zaman için erdem yoksunu ve silahları kuvvetli bir savaşçıdır, galip belirlenir. Sonrasında, özün ölümcül yaraları henüz sarılmadan mahkemeler kurulur. Öz - hüküm başlar. Süresi kestirilemeyen bir muhakeme süreci...Müebbet azap... Ölüm özletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmaktansa yıkmayı daha basit bulan insan ne uğruna neyi feda ettiğini bir türlü anlayamadan bir ömrü yıkar, bozar. Sonra yine aynı insan bozduğu yerleri kendi devalı tükrüğüyle yeniden inşa etmeye çalışır. Ne azap!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikoloji bilimi insanı binlerce küçük kavrama indirgemiştir. "Ben" vardır, "benlik" vardır, bunların altı - üstü ve süper olanları vardır, "öz" vardır, "kendi" vardır, "kişisel" vardır. İnsan kendi küçük içindeki binlerce farklı kavramı adil denmeyecek şekilde birbirine kırdırır. Küçük dünyalarımızın dünya düzenine olan yansımasının adil olmasını beklemek, öncelikle bu yüzden saçmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel gelişim kavramı insanın bu "çok özel yeti"si sayesinde kendine iyi işleyen bir sektör kurmuştur. "Kendi"yi affetmek üzerine kurulu, "aslında öyle de güçlü insanlarız ki bir istesek ev bile alırız" fikriyatlarıyla desteklenmiş bu sektör kendine karşı amansız bir savaş sürdüren insandan beslenir. Kapitalist sistemin vahşi adaletsizliği insanın minik beyninin "eşsiz" bir ürünü olduğu gibi aynı insan beyni tam da bahis sistem tarafından bir sömürme aracı haline getirilir. Bunu fark edip de şu meşhur "kendi"ne müdahale edemeyen insan "cehalet mutluluktur" diyerek bir isyan başlatır. Ne ki işte, sistemin bütünü içinde yenilmeye mahkumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka misal: Fast food zinciri kuran ve diyet sektörünü oluşturan sistem birbiriyle iç içe gelişmiştir.Kafamızda oluşturulmuş imgelem elimizdeki hamburgerle ne kadar çelişiyorsa insanın o minik beyni de aynı şekilde ruhu ve doğasıyla çelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Müebbet azap hükmünü sürmeye devam eder. Şarkılar çemberin içinde ve dışında olmaktan bahseder. Şiirler kendiyle barışır. İnsan kendini döver. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır? Yoksa bademde neşe bulmak mümkün müdür? İyisi parıldayan gölgelerde boğulmak mıdır, boyun eğmek diye bir şey var mıdır, edepsizlik iyi midir? Anti depresanlar uyutur mu, uydurur mu? Biri kendimi feda etmeme yardım etsin midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cocteau Twins, Persephone eşliğinde...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-9208430917478099280?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/9208430917478099280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/04/deformasyon-ya-da-ykm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9208430917478099280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9208430917478099280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/04/deformasyon-ya-da-ykm.html' title='Deformasyon ya da Yıkım'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8827473464499739772</id><published>2010-03-28T00:44:00.000+02:00</published><updated>2010-03-28T00:44:19.498+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Birhan Keskin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Yoksa</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; line-height: 14px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Kulağına uzak zamanların sesi çalınanlar,&lt;br /&gt;bir şekilde bu sesi taklit etmeye çalışırlar.&lt;br /&gt;Benim yaptığım da bu.&lt;br /&gt;İnsanın, kendi varlığından hoşnut olarak yaşadığı, kendi varlığını haklı kıldığı ve kuşku yok ki, yeryüzü ile barışık yaşadığı ve mutlu olduğu bir zaman vardı.&lt;br /&gt;Yoksa bizler bugün bu mutluluğun imgesi için bile bunca telef olmazdık."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.K.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8827473464499739772?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8827473464499739772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/yoksa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8827473464499739772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8827473464499739772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/yoksa.html' title='Yoksa'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8707977390335713904</id><published>2010-03-16T15:46:00.002+02:00</published><updated>2010-03-16T16:04:30.573+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Mahşer Kırmızısı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 16px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;Bana "ne olacak" diye sormayın! Bana bir şey sormayın! Ben bilmiyorum. İnanın hiçbir şeyi bilmiyorum. Size uygun bir kurgum yok. Sizin oyunlarınızı bilmem. Alınızla, morunuzla işim olmadı. Kafamın tepe yerinde bir damar atışı duydum. Onu takip edeyim dedim, ama sanırım bu işi de pek beceremiyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;&lt;br style="text-indent: 0in !important;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;"Nesin" demeyin! Neredeyim bilmem ben. Bazen tam olarak oradayım, kimi zaman da tam olarak orada değiliiiim işte. Bazen gözüm kararmaz. Benim gözüm ancak alacalanır, kafamsa biraz bulanır. Bulanınca ben biraz bunalırım. Beni bilemezsiniz. Beni bilemediniz ki. Ben sizin göremeyeceğiniz kadar basit ve küçüğüm çünkü. Ve ben sizin bilemediğiniz kadarım. Sormayın bana "ne yaptın" diye. Nefes aldım derim. Nefesimi ağzımdan aldım, bütün damarlarımda dolaştırdım, kirli kanı kadınlığımdan attım, sonra tekrar kirli kan doldum. Kalbimden temiz nefes verdim, karbonmonoksiti beyin kıvrımlarıma sakladım. Bunları diyebilirim, eğer beş para ederlerse.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;&lt;br style="text-indent: 0in !important;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;Benim yaşadığım dünyada "olmak" gerekiyordu. Çabaladım, ama beceremedim. En azından çabaladığımı görür müsünüz? Benim hatam şuradaydı belki: Ben "olmak" istedim, evet ama bi yandan ben sadece "kendi yolumda olmak" istedim. Bizim buralar biraz kalabalık ve karışıktı. Ben bu telaşede yolum nedir bilemedim. Eh tabi, ben bilemeyince herkes benim yerime bilmeye kalkıştı. Sanıyorum ki işler tam olarak orada karıştı. Baktım, herkesin bir kısmı dinlenmeye layıktılar; eh fakat bu sefer de sesler çoğaldı. Sesler dışarda çoğaldı sandım, meğerse hep içime konuşmuşlardı. Böylece ben işte, eh afedersiniz bana yakışmaz ama, bir nebze umutsuzlandım. E, ben umutsuzlanınca dallarıma konan kuşlar "biz senin kuru gövdende kalamayız, bize ışık ve nefes lazım" dediler. Kıramadım onları. Ben kendi dallarımı kırdım, onları salıverdim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;&lt;br style="text-indent: 0in !important;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;Kuşları da salıverince, bana olamamış bir gövde kaldı. Olmaların en bilgesi olan "hiç"i olayım dedim; baktım aklım "her şey"e doğru büyüyor o sırada. Büyüklüğümden biraz korktum ben açıkçası. Buna da cesaret edemeyince işte... Ne bileyim. Yani yol kenarındaki sıralı kaldırım taşları gibi, her gün orada olup belli bir amaca hizmet eden, kanıksanmış bir eğretilik gibi...Bilmem ki, benim teşbihlerimde bile hata payı vardır aslında. Hani herhangi bir şey gibi işte, alelade. Orada olmak zorundaymış gibi ve hani kırılabilme lüksü pek yokmuş gibi. Bilirsiniz ya, kaba ellerde tamir olmaya çalışmak falan... Bilemiyorum. Öyle işte.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;&lt;br style="text-indent: 0in !important;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;İşte bu tepemdeki damar bana fısıldamıştı ki; sevginin küsküsüyle kıvrımların netleşir belki. Belki çamurluğumdan bir yürek ortaya çıkabilir, diye düşünmüştüm ben de. Lakin işte, tam şu noktada, hiçbiri işe yaramıyor artık. Çünkü bana neyi ne kadar hissettiğim değil, neyi ne kadar yapabildiğim soruluyor. Hatta neyi ne kadar iyi yapabildiğimden ziyade, neyde hata yaptığım yüzüme vuruluyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;&lt;br style="text-indent: 0in !important;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;Ben yani işte, yapamıyorum. Yani yolumu bulamıyorum, evet. Yolumu bulamamanın dışında, sizin yazarkasalarınıza uymayan şeyler yapıyorum işte böyle. Saçma ve sapan. Yazamadıklarımdan fazlasını hissedebiliyorum. Aslında çok ilginç oluyorlar bazen. Bazen bunu siz göremiyorsunuz diye size üzülüyorum. Faydasız. Sonra işte, alelade bir köşede durayım diyorum. Ha, yol yürümeyi aslında zerre önemsemediğimi söylemiş miydim daha önce? Öyle. Çoğu zaman "olmak" diye tutturanlarla dalga geçtiğimi biliyor muydunuz? Peki, bu aleladeliği sürüklemekte kimsenin benim kadar başarılı olamayacağını?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;&lt;br style="text-indent: 0in !important;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0em !important; padding-left: 0em !important; padding-right: 0em !important; padding-top: 0em !important; text-indent: 0in !important;"&gt;Neyse, şu müziğin sesini biraz kısar mısınız? Sanırım kendimi uyduramıyorum!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8707977390335713904?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8707977390335713904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/mahser-krmzs.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8707977390335713904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8707977390335713904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/mahser-krmzs.html' title='Mahşer Kırmızısı'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-2234630263565196779</id><published>2010-03-14T15:51:00.009+02:00</published><updated>2010-03-16T16:04:53.814+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Parano- ya ya ya!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sonu "-yak, ik, ist, izm, sif" gibi eklerle biten her tür psikoloji teriminden nefret ediyorum. Eskiden bu kadar çok nefret etmezdim, artık ediyorum. Sanırım ben değişiyorum. Yaşasın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Paranoya diye bir şey bulmuşlar. Bizim bütün hislerimizi almışlar, tek tek kalıplamışlar, tek tek katlamış raflara dizmişler. Mesela ben "paranoyakça davranıyorum" dediğim zaman TDK'ya göre " 'Abartılı gurur, kuşku, güvensizlik ve bencillikle belli olan bir tür ruh hastalığı'na tutuldum" demiş oluyorum. Kendimi bir gurur, bir kuşku, bi kıskançlık kumkuması gibi görüp kendimden katbekat tiksinmem için harika nedenler türemiş oluyor böylece. Başka şansım yok, ruhum hasta!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ya da mesela biraz iç kavurucu, elle tutulmaya çalışılınca el yakan, çok da olumlanamayan bir sıkıntı hissediyorum. Bu sıkıntı "maşuk"a dair olsun hadi diyelim ki. Öteki ihtimalleri düşündükçe karnımın ta orta yerinde tarifsiz bir sızı hissediyorum. Bana öğretilen kadarıyla bu şöyle bir şey olabilir : "Kıskanmak, Envy, La Envidia, La Envie, Die Eifersucht" (1). Peki eğer ki bu hisler "kıskançlık" olarak adlandırılırsa tam olarak ne yapmış oluyorum? Ben değil, öğrenmiş Selin konuşsun: "Sevilen birisinin başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum, haset" belirtileri gösteriyorum. Üstelik kadim dinler de bana "ölümcül günah"ı işlediğimi söylüyorlar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Off, çıkışım yok!&amp;nbsp;Kelimelerden yakamı kurtaramıyorum. Halbuki mesela renkleri olsa hislerin..? Yani ben "kıskanıyorum" demesem de, "karnımın üstünde mor bir katman oluşuyor" desem? Ya da "obsesif"im demesem de "ben pembe ciğerlere sahip biriyim" desem. Sevdiğim zaman önce dudaklarımdan başlasa yanaklarıma kadar allansa her yer..? Bilemiyorum, sanırım kötü bir insan olabiliyorum kimi zaman. Babil Kulesi sanki tek benim üstüme çöküyor. Keşke sadece bakışımla anlatabilsem sevgimi de hırsımı da... &amp;nbsp;Olmuyor. Tanımlamak ve tanımlanmak zorundayım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Halbuki o kalıba giremez belki benim kıskançlığım. Bu mesela sevmekten olabilir. Belki. Başka şeydir. Mesafedir? Ah mesafeler... Kelimelere olan mesafeler... Saydam tabaka ile göz merceği arasındaki mesafeler...Alt ve üst kirpik arasındaki mesafeler... Hisler...Gözbebekleri...Dumanlı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 1px; -webkit-border-vertical-spacing: 1px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bütün kelime işçilerine ve psikoloji bilimine (Ah Froyd, sana değinmezsem karnım ağrır) çok teşekkür ediyorum. Bir gün hissin dilini bulursam, sonsuza dek dudak dudağa kalacağım onunla!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 1px; -webkit-border-vertical-spacing: 1px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 1px; -webkit-border-vertical-spacing: 1px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;(1): Eğer farkına vardıysanız "kıskançlık" kelimesinin batı dilinde aldığı ön-ekler hep dişildir. Bu bir tek kıskançlıkta değil neredeyse her olumsuz kavramda böyledir üstelik. Batı medeniyetinin dini olduğu gibi dili de yobaz ve kadın karşıtıdır. Heyhat!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 1px; -webkit-border-vertical-spacing: 1px; color: #666666; font-family: Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px; color: black; font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-2234630263565196779?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/2234630263565196779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/parano-ya-ya-ya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2234630263565196779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2234630263565196779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/parano-ya-ya-ya.html' title='Parano- ya ya ya!'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8380624618409031921</id><published>2010-03-04T13:34:00.005+02:00</published><updated>2010-03-04T14:33:51.462+02:00</updated><title type='text'>Gevelemek</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Hayatı yanlış bir yerinden kurguladım. İtiraf ediyorum. Bütün kurgulamalarım insanın hayatta kalma içgüdüsüne hiç de uymayan, haybeye hikayelerdi. Kabulüm. Daha önce de söylemiştim bunu. Her geçen gün buna daha çok inanıyorum. Hatta ne mutlu ki bir tek buna inanıyorum artık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;İnanmak zorunda olduğunu hissedip de bir türlü ona emredildiği gibi inanamayan bir insanı tanımak, içine düştüğü dehlizi anlayabilmek için yavaşça yanına sokulmak ve yarasını koklamak...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Nasıl da ölümcül bir zevk verir insana.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;Bilinmemek için ruh kendini gizler başka sıfatların ardına. Ben buna bayılırım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;İnsan denen varlığın her türlü huyuyla dalga geçmek, derin düşünmeyi hafife almak, hiçbir hayat açıklamasına itibar etmemek sanıyorum ki inanamamak acısına karşı geliştirilmiş bir tepki.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Sonsuz ihtimallerin kokusunu alan bir insan için planlamak, programlamak ve tapmak artık güçtür. Aldığı her ölümcül zevk sonrasında farklı bir ölümle ölen ve/veya farklı ruh ölümlerine tanıklık etmiş bir kimsenin acıyı basitleştirmesi bir isyandır, karşı durmadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;Her şey aslında çok basittir. Mühim olan insanın mücadele yeteneğini bilemesi için tüm basitlikleri bir karmaşa haline sokmasıdır. Ve işte orada komiklik başlar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;İkiye bölünmüş bütünüm bana bunları geveledi. Yarım saat sonra her şeyle dalga geçen bir yazı yazacak insanın Ophelia üzerine buhran kokan tiratlar atması ne kadar komikse, kişiliğinin sonsuza dek ikiye bölündüğünün farkına varmış olan bir insan için hayat sırları o kadar komiktir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;Ne bileyim...Tek bildiğim, tam da bu yazı gibi ucu başı belli olmayan, toplamında hiçbir anlam ihtiva etmeyen hisleri ve histerileri sayıkladığımdır. Genel tavrımın aksine, bu sefer anlaşılmak gibi bir kaygı da gütmemekteyim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;Belki de bilgeliğine inanmasam bile bilgisine saygı duymak zorunda olduğum psikiyatrist doğru söylemiştir. Bir gün sevişiriz ve geçer. Basit.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Son olarak:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: 13px;"&gt;"İkiye bölünmüş bir bütün gibi yaşadım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Bir yanım öbür yanıma düşman&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Sağımda kızgın kumlar gezdirdim&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Solum üşüyor eski bir anıdan"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;der Birhan Keskin. Katılmamak ne mümkün!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8380624618409031921?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8380624618409031921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/ikiye-bolunmus-bir-butun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8380624618409031921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8380624618409031921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/03/ikiye-bolunmus-bir-butun.html' title='Gevelemek'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-3962485643506587420</id><published>2010-02-23T13:10:00.007+02:00</published><updated>2010-02-23T14:03:36.409+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hamlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ophelia'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Başka Bir Hikaye</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/S4PD8cpmg-I/AAAAAAAAAD4/0Dt5rqPUIfc/s1600-h/4254325881_5c6f8845ee.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="254" src="http://1.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/S4PD8cpmg-I/AAAAAAAAAD4/0Dt5rqPUIfc/s320/4254325881_5c6f8845ee.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sevgilim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Saçlarının ağardığı yerlerden öptüğüm sevgilim. Sevmekten başka bir şey yapamadığım kara deliğim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bugün sana başka bir hikaye anlatacağım. Trajik kahraman Hamlet'in hikayesinde hep gözardı edilmiş bir karakterin hikayesini; Ophelia'nın hikayesini.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bedenini ve dünyayı bir hapishane olarak gören Hamlet'in aklından zehirlenmiş bir kadındır Ophelia. O'nu genellikle fazla itaatkar ve feodal olmakla suçlamışlardır. Yaratıcısı Shakespeare bile Ophelia'ya bir kadın değil, algısı çok sığ olan bir yaratık olarak yaklaşmıştır. Yaratılışından eksiktir yani Ophelia. Yaratılışından eğretidir. Danimarka hapishanesinde açmaktan başka bir seçeneği kalmamış bir güldür Ophelia. Açtığı günden itibaren başlamıştır solmaya.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Hamlet en başta annesini sevmediğinden sevememiştir kimseyi de. Hamlet, en sevdiğim trajik kahraman, en çok kendini sever. İrdelemelerini bir tören huşusunda sürdürür. "Var olmak mı, yok olmak mı? İşte bütün mesele bu" Ve evet, aslında bütün mesele de budur Hamlet için. Hamlet bir yandan ölümü dilerken diğer yandan ölümün ötesini sorgulamaktadır. Bu derinlemesine analiz çabası kendini öldüremeyecek kadar haklı buluyor olmasındandır aslen. Yoksa "Kim dayanabilir zamanın kırbacına? / Zorbanın kahrına, gururun incinmesine / Sevginin kepaze edilmesine / Kanunların bu kadar yavaş / Yüzsüzlerin bu kadar çabuk yürümesine / Kötülere kul olmasına insanın / Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?"&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Hamlet yapamazdı ve yapmadı. Hamlet bir kahraman olacaktı çünkü. Tanrı olmaya soyunmuştu. Herkes diz çökecekti bir gün önünde. İyiliğin, yeniden kazanılmış insan onurunun bir simgesi olacaktı bizim çelimsiz Hamlet. Dünyadaki bütün pislikleri temizleyecek ve varlığını sonsuzlaştıracaktı. Hem bir filozof olacaktı, hem intikam alacaktı, hem Danimarka'yı yönetecekti. Hamlet ölüm hakkında tirat atabilirdi ancak. Hamlet bunu yapabilirdi, ve yaptı. Ölüm nidalarını hep boşa attı. Hamlet ölmedi, ama Ophelia...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sevgilim, trajik kahramanım, Ophelia öldü.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ophelia, demiştim ya daha önce de, nazikçe bir gül idi. Yanlış doğmuştu, ve yanlış bir yerde varolmuştu. Pek de fazla düşünmezdi Ophelia. Hissederdi. Hamlet'i sevmişti, ama Hamlet inanmamıştı O'nun sevgisine. Bu inanmayış O'nun dünyasını sarsmıştı tahminimce. Çünkü o bugüne kadar hissettiği her şeye inanmayı seçmişti. Babasının feodal baskıları, Danimarka'daki durduralamaz yozlaşma, kendi beceriksizliği ve yetersizliği değil Hamlet'in insana ve sevgisine olan inançsızlığı delirtmişti Ophelia'yı. Ophelia dünyanın öteki ihtimallerini gördü Hamlet'in gözünden. Ophelia bu korkunç ihtimalleri derisinde ve göz kapaklarında bile hissetti. Hislerine inanırdı. Bu hislere inanmak O'nu delirtirdi ve Ophelia delirdi. Ophelia bütün insanlığın yozluğundan kendini sorumlu tutarmışçasına tiksindi kendinden.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bu güzel oyunumuzda deli taklidi yaparak insanlara felsefe neymiş gösteren Hamlet değil miydi sevgilim? Ölüme methiyeler düzen, sık sık ölmenin büyüsünden dem vuran Hamlet değil miydi?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Hamlet bir trajik kahramandı. Ophelia ise yalnızca trajikti. Ophelia henüz açamamışken kendini zamanın nehrine bırakıvermiş bir gonca idi sevgilim. Ophelia arafta olandı. Bir tek şey vardı giderken düşündüğü: Sevmek ve ona itibar edilmemişti, edilmiyordu. Sonsuzluğu sevmekte bulmak istiyordu Ophelia. Bu yüzden Hamlet'in öykündüğü sonsuzluk nehrine bırakıverdi her yanına çiçekler astığı bedenini. Ophelia kaybetmeye hazırdı, Hamlet değildi. Ophelia delirmeye cesareti olandı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; text-transform: lowercase;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"ve Ophelia düşmüş bütün çiçekleriyle&lt;br /&gt;gözyaşları içinde ırmağın.&lt;br /&gt;etekleri açılıp yayılmış da sulara&lt;br /&gt;bir süre kalmış ırmağın üstünde deniz kızı gibi&lt;br /&gt;başına gelenden habersiz,&lt;br /&gt;ya da sularda yaşamak için yaratılmış gibi,&lt;br /&gt;türkü söylüyormuş ophelia&lt;br /&gt;bölük börçük eski halk türküleri.&lt;br /&gt;ama ne kadar sürebilir ki bu?&lt;br /&gt;su içip ağırlaşınca etekleri&lt;br /&gt;kesip zavallıcığın güzelim tatlı sesini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; text-transform: lowercase;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ölüm çamurlarına batırmışlar ophelia'yı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ve kurban verilmişti işte. Kurban'ın ardından Hamlet şöyle dedi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;" Sevgili Ophelia, ben vezin - mezin bilmem / Ben oflarımı sokamıyorum kafiyelere / Lakin seviyorum seni / Sen, Ophelia'yı, of! of! of! / Elveda"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sana da elveda sevgilim. Elveda.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; text-transform: lowercase;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px; text-transform: lowercase;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-3962485643506587420?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/3962485643506587420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/02/baska-bir-hikaye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/3962485643506587420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/3962485643506587420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/02/baska-bir-hikaye.html' title='Başka Bir Hikaye'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/S4PD8cpmg-I/AAAAAAAAAD4/0Dt5rqPUIfc/s72-c/4254325881_5c6f8845ee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-9055158061479061984</id><published>2010-02-12T00:31:00.003+02:00</published><updated>2010-02-13T21:57:02.287+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gong'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Seni İzlemekteydim</title><content type='html'>Yazamadıklarını hissederken ve hissettiklerini bir cinnet anıyla boğarken seni izlemekteydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok çok uzundu yol. Çok çok yürüdüm. Çoktur yürüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yere varmak /ya da / varmamak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değildir derdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derdim, bir yerde duramamaktan ileri gelmektedir. Ve tedirginliğim bir kediye olan özlemimden değildir. Ben bakmazken içime kaçıvermiş olan bir kuştan olsa gerektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duyularımı biledim. Orman ruhunu anlamaya çalıştım. Beceremedim. Bir ses duydum: GONG! Dehşete düştüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah benim yazamadıklarım var. Benim bir içim var. Sıkılıyor bazen. Bir kelimeyle dağılıyor tanelerim. Başım dönüyor, dön dön dön...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine gidiyorum. Niye gidiyorum? Taşınmıyorum, taşıyorum. Gitmiyorum, gideduruyorum. Toplanıyorum ama toparlanamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni izlemekteydim. O tirende, o otobüste, o asfaltta, o kırda, o denizde. Seni izlemekteydim. Ve yol çok uzundu. Kimi zaman güneş arkanda, kafanda bir bulut. Kar bile yağar ya o yola, ve o yol döner de atar seni yine senden uzağa... Seni izlemekteydim tam da o anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durdun bir kavşakta. Beylik bir film karesi yaşandı tam ossaatte, kentin alelade bir yol ağzında. Durdun, baktın ve "Bu mu?" dedin. Tam da bunu dediğin yerde kanıksamış, dehşet verici bir kalabalık yuvarlanmaktaydı. "Bu"nun korkusunu yaşayan bir sen vardın. Seni izlemekteydim. Sustuğunu izledim. Ve osaatten sonra uzunca bi süre susmaktan çok korkuşunu. İzlemekteydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep doğru, hep yanlış.&lt;br /&gt;Hepsi doğru ve hepsi çok yanlış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedi: "Bana bir hayat ödünç ver."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedin: "Bana başka bir "iç" bahşet. İstemem gayrısını"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedi: "Hayat bir sınav".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedin: "EYVALLAH" ve diledin "keşke gözyaşlarımı benimle birlik taşıyabilecek birim olsa. Karşılığında bir hayat ödünçe çıkarılmıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar oluverirken işte,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni izlemekteydim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-9055158061479061984?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/9055158061479061984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/02/seni-izlemekteydim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9055158061479061984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9055158061479061984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/02/seni-izlemekteydim.html' title='Seni İzlemekteydim'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-3682929091690395117</id><published>2010-01-27T01:13:00.001+02:00</published><updated>2010-01-27T01:15:17.504+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Çentik Meselesi</title><content type='html'>Aklıma portakal çiçeği kokusunu takan bi koku duydum yolda. Trende değil, otobüste. Okuduğum kitaptan mı acaba, diye düşündüm. Bilmem ki. Bi ağrı var göz kapaklarımın arkasından alnıma doğru uzayan... Neyse... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi cümle geldi aklıma: "Yoktur hiçbir ruha çentiğim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünür düşünmez başladı yumağım çözülmeye. Çözüldün mü sen hiç? Her telin sökülmesiyle birlikte tek bir gözyaşı da döne döne dökülür yerlere. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yoktur hiçbir ruha çentiğim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çentik beni aldı da götürdü. Nerelerden dolandım, bir tepeye vardım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ruhunda ne ara, ne zaman, nasıl ve ne(y)den olduğu bilinmeyen bir çentik taşıyanlardanım. O kadar küçük ki, yalnızca görmenin ötesini arzulayan gözler görebilir. Pek kimse de arzulamaz o çentiği görmeyi. Her şeyin bir görme meselesi haline geldiği bu küçük dünyada kimse kelimenin dua olduğunu bilmez çünkü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O küçücük çentiğe kızıyorum çoğu zaman. Ona tapıyorum. Ondan nefret ediyorum. Öyle garip ki, sanki evrenin bilmecesini taşır küçüklüğü ve basitliğinde. Nerede ne zaman sızlayacağı belli olmaz. Her an kesilecek kangrenli bir bacağı taşıyor gibi özenle tedavi ediyorum onu. Bazen yüzüne tükürüyorum. Birden, mesela sarhoş olunca, farlardan ve tavşanlardan bahsedesi, ego meselelerini hepten büyüteceği tutuyor. Öyle bir duyarga haline geliyor ki kimi zaman, herkes görsün onu diye atıyor kalbime yakın bir yerlerde. Zor zaptediyorum inan bana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çentiğin bir nedeni olduğunu sanmıyorum. Çocukluğuna falan inesim de yok işin garip tarafı. Belki de hani insanlar kocaman et yığınları halinde birbirlerine doğru yuvarlanırlarken, o beni şaşkınlığımdan yakalamış ve yapışmıştır ruhuma. Hakkaten bilemiyorum. Herhangi bir insan da değil bu çentiğe sebep. Belki şu anneden ayrılırken kesilen göbek bağı meselesini fazla içselleştirdiğimden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhumdaki şu çentik; aslında net olan her şeye hep kendi yaralı gözünden bakıyor. Böyle sanki ikiye bölünmüş. Çok konuşur, ama ne dediğini bir tek duymanın ötesini arzulayan kulaklar duyar. Ben bile çoğu zaman duymazdan gelirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerinde pasparlak bir şey tutar kimi zaman şu benim çentik. Bu ışığın bütün evreni aydınlatacak kadar güçlü olduğuna inandırır beni. Öyle güçlü ki, paylaşmazsam kör olacağım. Çığlık çığlığa çağlarım. Sitem ederken bile ışık çağlarım. Karardım mı... Beden alır eline çentiğimi. Beden, ışıklı çentiğime ihanet eder gibi davranır hep. Nasıl uzlaştırırım ikisini bilemem. Çiş, üremek, mazoşizm, uyuşmak, alkol, etler, etler, terler... Kararmaya başladım mı kusar bu lanet çentik. Nefs çıldırır, dişlerini gösterir. Ben tüm bu sahte sirkten nefret ederken bulurum kendimi. Çentiği susturup içine girerim. Işığım nerede? Of...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de isterdim bir portakal ağacı olmayı aslında. Ne bileyim...Baharda deli gibi kokardı çiçeklerim hem. Bak benimki gibi çentikli bir ruhu muhakkak tanırsın portakal çiçekleri koktuğu zaman. Burunlarını hafif yukarı diktiklerini kimse görüyor mu diye iyice sıkarlar ellerindeki çantalarını. Böyle kaçarak yürürler sanki sokakta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de isterdim sonra bir kuş olmayı misal. Ama bu kendime söylediğim en güzel yalanlardan biridir. Kaplumbağa olur anca benden. İlla ki bir ev taşırım sırtımda. Çentiğimi sığdırabileceğim küçücük bir yerleşke ararım aslında ben. Uçup uçup eve dönmek sinirlerimi harap ediyor. Uçmak falan yalan yani. Ben ne kuş, ne ağaç olabilirdim hem. Olabileceğim tek şey insanmış benim. Nefret ettiği bir kutuya kitlenen ruh ve akıl...Üstelik hiçbir geçerli sebebe dayanmayan bir çentiğe sahip o ruh. İşte dünya kötü, "fuck the system" falan bir taraftan. Ola ola, döne döne, insancık oluvermiş, düşmüşüm minik anamın karnına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, ne bileyim, muhakkak bugünkü gibi, biraz düne benzer alelade bir gün keşfettim o çentiği ve ona alışmam gerektiğini.. Sahipsizce sürükledim kendimi işte. İnan bana, yüzünden tanırım benim gibileri ben. O yaralı dokumu sürte sürte deva bulabileceğim bir yaralının peşinde olduğumu anladım yine aynı gün. Tanıdım da öyle insanlar. İnsan olmaktan başka çaresi olmayan insanlar... Vicdanlarını ve akıllarını küfrede ede taşıyan insanlar. Bir tek aynı çentiği taşıyanlar görebiliriz birbirimizi. Buna ismim kadar eminim. Kimilerimiz yalnız, o çentiğin basit ağırlığına tahammül edemeyip üstünü güzelce örterler ve kalabalığın arasına karışırlar. Benimki de yapıyor bunu arada bir. Yalnızca kendine benzeri gördüğü zaman akıtıyor irinini. Çentiksiz bir ruh tiksinir o irinden. Emin ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çentik, merhametimin de merhametsizliğimin de kaynağı. Başkalarının beni sevmesini istediğim gibi seviyorum insanları. Ben nasıl merhamet edemiyorsam kendime çoğu zaman, çentikli bir ruhla karşılaştığım zaman pür merhamet kesiliyorum ona karşı. Biraz da olsa hem kendiminkini hem karşımdakini iyileştiririm belki diye... Kimbilir... Kendime gösteremediğim şefkati başkalarına gösteriyorum. Bedene sorsan buna psikoloji biliminden klinik ve muhakkak çok şık tanımlamalar yaparak seni kendinden tiksindirir. Ben çentiğe danışmayı yeğliyorum sanırım şu an için. Sanki daha samimi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnan bana sağlıklı bir ruh tahammül edemez ruhu çentiklilere. İçindeki özü emip emip tükürmek ister. Sanki ondan can alırmış gibi... Ruhu halihazırda çentiklilere hibçir şey yapamaz bu insanlar aslında. Biz çentiğin gözünden bakıp güleriz sadece bu yaşam asalaklarına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar kendi deliliklerinde o kadar sağlıklılar ki artık, bizim çentiklilere deli gözüyle bakarlar diye korkuyorum. Sağlıklı insanlar çoğaldıkça bizim halimiz harap... Birbirimize sokulmadan, yaralarımızı birbirine sürtmeden yaşayamayız çünkü. Çok sağlıklı bir deli haline döneriz biz de. Öyle de böyle de huzursuzlanırız. Ne kalabalığın içinde , ne onun dışında... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hisse; bir yerinden çentiklenmiş bir ruh işte benimki de. Hep biraz eksik yani. İşte hep biraz hasta. Ama o eksik yerinden ışıyan ve kararan... Ne bedendir sevdiği, ne onunla birlikte gelen psikolojik tanımlamalar... Tek istediği aynı ışığı kesik kesik soluyanı bulup birlikte yavaşça süzülmektir bu üzgün dünyanın gözünden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşama inadı da sırf bu yüzdendir. En kötü umudun boş umut olduğunu bile bile bir inat yumağına dönüşür hayata karşı. O dönüştüğü yumak, önünde geleceğin yüksek eşiklerini ve kalabalıklaşan et yığınlarını görünce ürker ve sökülmeye başlar yavaş yavaş. Neyse ki, muhteviyatındaki son can suyu damlamaya başlar ve taşır eşiğin ötesine bu bedeni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bugün böyle bir hikaye geçti gözlerimin önünden. Yollar uzadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldim. Kalbimin altında bir yer sızlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-3682929091690395117?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/3682929091690395117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/centik-meselesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/3682929091690395117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/3682929091690395117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/centik-meselesi.html' title='Çentik Meselesi'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-7983623051860766257</id><published>2010-01-22T01:19:00.001+02:00</published><updated>2010-01-22T01:20:27.258+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Kısa Bir Ara</title><content type='html'>Sadece soruyorum ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendime tahammül edemez iken, sığınabileceğim tek şey olan içime ben bizzat dayanamaz iken,&lt;br /&gt;Başkası buna /bana tahammül edebilir mi?&lt;br /&gt;Bu denli cesur mudur?&lt;br /&gt;Zorunda mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayır"dan başka bir cevap bulamadığım içindir yalnızlıktan ölesiye korkmam.&lt;br /&gt;Sadece bu kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-7983623051860766257?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/7983623051860766257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/ksa-bir-ara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/7983623051860766257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/7983623051860766257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/ksa-bir-ara.html' title='Kısa Bir Ara'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-2527008861746644674</id><published>2010-01-20T20:30:00.003+02:00</published><updated>2010-01-21T16:18:39.679+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='George Orwell'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Ah, Orwell!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/S1hiM_E5j0I/AAAAAAAAADU/nLOhhBi7M9s/s1600-h/210px-GeoreOrwell.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/S1hiM_E5j0I/AAAAAAAAADU/nLOhhBi7M9s/s320/210px-GeoreOrwell.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Eğer ki, bütün ideolojilerin ortak paydasının insan olmasını düşleyip, türümden dayanılmayacak kadar tiksiniyorsam, bu hiçkimsenin değil, yalnız senin suçundur Orwell!&lt;br /&gt;Mahvoluyorum. Yaşadığım zamana ait olmayan iplerle bağlanıyorum hayatın bir köşesine! Öyle bir ait olamama ki, öyle bir umutsuzluk ki... Bok herif!&lt;br /&gt;Ve hiçbir sebebi yok olup gideduranlardan başka! İnsanlar sorsa, ne oluyor lan sana? Başlarım insanlara! &lt;br /&gt;"Niye varım" deme zamanımı çoktan aşmadım mı sence de! Ergenlik sivilceleriyle birlikte bütün felsefelerimi de rafa kaldırdım. Çünkü dayanamıyorum. Hiçbir tatavayı kaldıramıyorum. Anlıyor musun? İnsan neyle yaşar! Umrumda bile değil...&lt;br /&gt;Ne bu memlekette yaşamak, ne insandan medet ummak, ne kendimden medet ummak!&lt;br /&gt;Bir tek sevmeyi bilirdim. 21. yüzyıldayız ahmak herif! 21. yüzyılda sevilmek ne büyük düştür, sen bilir misin? Eğer o zamanki farkındalıklarınla şimdi yaşamak mecburiyetinde olsaydın iyice umutsuzlanmaz mıydın? Sağlıklı bir insan olarak değil de delirmiş bir insan olarak salyaların aka aka, bir köşede ölmez miydin?&lt;br /&gt;Kendimi öldürebilecek kadar sevmediğimden dolayı umutsuzluğumun katlandığını görüp de, bunun romanını yazmaz mıydın? &lt;br /&gt;Ummamak istiyorum. Ummamak ummanlarında yok olmak. Ve kimi kafiyeli yalanlar söylemek istiyorum.Yalan işte. Hepsi yalan. Her şeyden önce ben yalanım Orwell! Ah, Orwell, ah...&lt;br /&gt;Sen de Beckett de bu kadar farkındayken her şeyin, nasıl yıllarca yaşadınız! Nasıl dayanabildiniz?!&lt;br /&gt;Hele o Beckett! Hayatı iki ucu da bokun içinde olan kapkaranlık bir tünel, insanı hayvandan daha aşağılık bir yaratık olarak betimleyen o Beckett! Anlamsızlığın içindeki insan cinsi ve dünya! Beckett, SEKSEN ÜÇ YAŞINA KADAR NASIL YAŞADI?!&lt;br /&gt;Tahammül ve tahayyül edemiyorum. Geberdiğiniz iyi oldu, sadece onu biliyorum!&lt;br /&gt;Beni fazla kendi halime bırakmayınız. Kendimi öldürememekten korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben iyisi mi gidip çay koyayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-2527008861746644674?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/2527008861746644674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/ah-orwell.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2527008861746644674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2527008861746644674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/ah-orwell.html' title='Ah, Orwell!'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/S1hiM_E5j0I/AAAAAAAAADU/nLOhhBi7M9s/s72-c/210px-GeoreOrwell.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-1036970616158215172</id><published>2010-01-17T02:00:00.002+02:00</published><updated>2010-01-17T02:04:40.434+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Mesela Ben</title><content type='html'>Saatlerdir bir sarsıntının gelmesini beklemenin tedirginliğiyle,&lt;br /&gt;Yine bir eşiğin ötesinde,&lt;br /&gt;Eşik cinleriyle arkadaş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir sebep yoktu. Ailecek pide yemeğe gitmiştik. Sonra o iğrenç alışveriş merkezine. Aynaya bakmıştım, dağılmış...tım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam bana iğrenç görünüyorsun demişti, ama sonuçta onun dengesizliğinin mirasyedisiydim. Takılmamıştım dalga geçmesine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan birkaç ay önce defterime yazdığım yazıyı anımsamıştım: "Kuşlar illa ki uçacak"&lt;br /&gt;Samimi bulmamıştım bu sözümü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, bir kupa şarap içmiştim. (Çok içiyorum bu aralar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;150 kiloya ulaşıp kendimi öldürmeyi düşünmüştüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigur Ros dinleyip buzu hatırlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zamanki teranelerim yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailemi çok sevdiğimi düşünmüştüm. Bir tek onlar için kendimi feda edebileceğimi hissetmiştim.&lt;br /&gt;Yine samimi bulmamıştım bu hissimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden bire böğrüme çöktü o tedirginlik sonra. En bildiğim şey...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey olmayacak!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayatta neler oluyor, sen neleri düşünüyorsun?!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağolun eşik cinleri. Hepinizden tek tek ve inanın ki, çok incelikli bir biçimde nefret ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kalbimi bir güvercin kanadına yatırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes sussun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Geri al / Sil"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-1036970616158215172?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/1036970616158215172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/mesela-ben.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1036970616158215172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1036970616158215172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/mesela-ben.html' title='Mesela Ben'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-1776662262117009260</id><published>2010-01-17T01:48:00.004+02:00</published><updated>2010-01-17T19:25:38.408+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çıvgın'/><title type='text'>Çıvgın'a</title><content type='html'>Yanlış bir şeyler yapıyoruz.&lt;br /&gt;Bir yerde bir yanlışlık olduğunun farkında değil misin?&lt;br /&gt;Kuşluklarımızı kendimiz sanıyoruz mesela. Halbuki yalan. Biz kendimize bir yalan söyledik, ama o büyük şairler gibi inanamıyoruz da kurguladığımız yalanlara.&lt;br /&gt;Kuşluğumuz mesela. Nasıl bir yalan... Evini sırtında taşımıyor musun sen? Bir yeri yuva yapmak için uğraşmayı değil de, önceki dinlencelerinden biriktirdiğin kaygısızlıkları istemiyor musun en yalnız zamanında? Sen de eve dönmek istemiyor musun? İki odalı, yemek üstü çay içilen, koca bir tabağa mevsim meyvelerinin konulduğu, yemeğin her akşam aynı saatte yendiği, battaniyelerin rahatlık koktuğu o evlere...?&lt;br /&gt;İsmimin ikiliklerini bildiğim kadar biliyorum bunu istediğini! Ve biliyorum, öyle de böyle de huzursuz olacağını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vardığımız hakikatlere,&lt;br /&gt;Söndürdüğümüz saatlere,&lt;br /&gt;Uçtuğumuzu sandığımız, oysa bir kaplumbağa yavaşlığıyla ulaşmaya çalıştığımız iç şehirlerimize,&lt;br /&gt;Hiçbir sebep yokken dağılabilirliğimize,&lt;br /&gt;Kurguladığımız o muhteşem kasvetlere,&lt;br /&gt;Sonra içinde sınandığımız yalnızlıklara,&lt;br /&gt;İnanır mıyız sanıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmıyoruz. Hiçbir şeye inanamıyoruz. Biliyorsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedirginliğimizi hiçbir geçerli sebeple açıklayamayız. Senle ben, evet. İliklerimizi biliyoruz birbirimizin. Birbirimizin nefeslerini alıyoruz. Bilmiyor muyum sanıyorsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşamazsak parlamayacağımızı,&lt;br /&gt;Parlamayı başaramadıkça kirlenmeye ve kirletmeye olan eğilimimizin arttığını,&lt;br /&gt;Eşiklerimizin düşüklüğünü,&lt;br /&gt;Eşiklere takılmışlığımızı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bildiğimden iyi biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok iyi kalpli bir tanrı! Senle ben, hava, toprak, su, taş olsak da kimi zaman, kalabalıkta her zaman "biri gibi" durabilenlerdeniz. Kanacaklar bize. Zehirleyeceğiz kendimizi zehirlemeyi başardığımız gibi akan suları da. Yine de bir deniz arayacağız akmak için tekinsiz derinliğine.. Bu arayış bitecek mi sanıyorsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekirdeğe ulaşınca acıdır diyor insanın eriğiyi, ikimiz de biliyoruz bunu. Zehirleri tatmaya cesur olduğumuzdan yaladık birbirimizin yaralarını. Seni içinin acısıyla, yalanlarınla, kurgularınla seviyorum işte! Ve korkarım ki, sen de beni aynı ateşle, aynı külle sevmektesin. Birbirimiz varız. Sanki başkaları kuş olmuş bizim yerimize. Biz kalanız. Kalmışlıklarımızı bileniz. Durmuşluklarımızla, yanılmalarımızla seviyoruz birbirimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkarım ki, hakikaten yok iyi kalpli bir tanrı. Ve korkarım ki, yok senden başka bir yanardağ, yanaduran ben gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırık kanatlarından, çatlamış evinden, sebepsiz dağılmalarından öperim seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi Kuş'un.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-1776662262117009260?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/1776662262117009260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/cvgna.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1776662262117009260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1776662262117009260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/cvgna.html' title='Çıvgın&apos;a'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-9124412923375599367</id><published>2010-01-13T03:19:00.006+02:00</published><updated>2010-01-13T03:43:32.506+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Bana Bildiğim Şeylerin Yanlış Olduğunu Öğretir misin?</title><content type='html'>Kafamda bir sorun var. Kafamda bir şey var. Kafam ağrıyor ve almıyor öteleri.&lt;br /&gt;Neyse.&lt;br /&gt;Şu, biz metropolitan insanlarının pek sevdiği K'larla her zaman bir sorunum oldu. Bütün K'lar bana karşı!&lt;br /&gt;ve sonra L'ler de,&amp;nbsp;M'ler de, sonra N'ler de, sonra...off!&lt;br /&gt;Yazmam gerekirken yazamamak iç organlarımı harap etmektedir. Bilgilerine. Ve eğer var iseler şayet, ilgilerine. Dökülün diyorum kafamdakilere. Meğerse hiç yoklarmış. Meğerse hepten kandırırlarmış. Meğerse ben ne çok ben dermişim. Ne çok ben...&lt;br /&gt;Kendiyle yaşamaya alışır mı insan? Yani, hemen değil de mesela birgün?&lt;br /&gt;Bütünoyunlarınıbildiğikendiyle?&lt;br /&gt;Dökülmüyorlar, duruyorlar.&lt;br /&gt;Bana bildiğim, hissettiğim, anladığım, vakıf olduğum, farkına vardığım her şeyin yanlış olduğunu öğretir misin?&lt;br /&gt;Bana şöyle bir içinin gözüyle bakar mısın?&lt;br /&gt;Bana şöyle bir..Pardon bayım, bakar mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor yolu seçiyorum. Duydun mu? Çok zor bir yolu seçiyorum. Duvar oluyorum. Öyle ki, bağırsan sesin bir tek sana geri dönecek. Ses dalgalarının hücrelerime nüfuz ettiğini bir ben bileceğim. Sen, yalnızlığınla kaldığını sanacaksın. Ne ki, sanacaksın sadece. Ve bilemeyeceksin ki, yanılmış olacaksın. Sana sen olacağım. Çığlığınla döksen de sıvalarımı, duracağım. Nasıl olsa susacaksın bir gün ben gibi. O zaman gidebilirim işte. Belki o zaman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durmak ne zor! Gitmeyi değil durmayı seçmek ne zor! Hayır. Beklemeden. Duruyorum. Sessizce. Güvenlik ağım yerinde. Bakayım..Burdan düşsem de eskisi gibi yanmaz ki canım! Hem aslında canımız belki de yanmamıştır hiç. Hiçbir şeyden emin olamıyorum. Eminsizim. Tam anlamıyla bu. O zaman hurra! Duruyorum. Bak, bu sefer ben gelmiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelmiyorum, ama yalvarıyorum! Bana anladığım her şeyin yanlış olduğunu öğret! Kendi dehlizlerine kapılıp kapılıp da, göremediğin bir şeyler var de bana! Yalvarırım tanımla. Tanımla ama yargılama! Nasıl olur ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi görüyorum diyorum! Kendimi görüyorum diyorum, alo! Tüm çıkıntılarımla, kıvrımlarım ve kıvırmalarımla, yalanlarımla ve oyunlarımla, hislerimle, hormonal dengelerimle, sinir uçlarımla, omur iliğimle,&amp;nbsp;göz kapaklarım, kaşlarım, ellerim, kollarım, burnum ve midemle; karaciğerim ve kalbimle kendimi görüyorum diyorum! Nasıl çıldırmayayım! Aklı selim nasıl kalayım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek kendimi değil, soluduğum havanın taneciklerini de görüyorum. Dünyanın arka bahçelerini görmeye de vakıfım, ama hahah Nilgün'ün yolundan gitmeyeceğime emin olabilirsin!&lt;br /&gt;Bütün bunlara rağmen, bak gelmiyorum işte. Duruyorum. Ah durduğum yerde yanıyor ayaklarım. Havaya dikiyorum. Gövdemi havaya dikiyorum. Görmüyorsun, ama ben ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bütün anladıklarımın yanlış olduğunu öğret!&lt;br /&gt;Bana hayatın arka bahçelerini gösterme. Onlar zaten yakıyor canımızı. &lt;br /&gt;Bana de ki, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-9124412923375599367?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/9124412923375599367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/bana-bildigim-seylerin-yanls-oldugunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9124412923375599367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/9124412923375599367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2010/01/bana-bildigim-seylerin-yanls-oldugunu.html' title='Bana Bildiğim Şeylerin Yanlış Olduğunu Öğretir misin?'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-5229873440914943198</id><published>2009-12-28T21:41:00.000+02:00</published><updated>2010-01-24T23:14:55.590+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Birhan Keskin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Kış Hatırlamaları</title><content type='html'>Hissetmesi bizden, söyleyip de dağıtması Birhan Keskin'den;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Tahoma, Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif, Georgia, Courier, 'Times New Roman', serif; font-size: 13px;"&gt;"Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp&lt;br /&gt;sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp&lt;br /&gt;sanki benden bahsetmiyormuşum gibi&lt;br /&gt;hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi&lt;br /&gt;fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı&lt;br /&gt;ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini&lt;br /&gt;aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,&lt;br /&gt;artık sonsuza dek yitirdiğimizi&lt;br /&gt;büyünün bitişini,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiç gerekmeyen yıllarda huzur,&lt;br /&gt;çok gereken yıllarda da fırtına&lt;br /&gt;nasıl yaşanır onu anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni bir yabancı gibi karşıma alıp&lt;br /&gt;bunun dayanıklı bir şey olmadığını&lt;br /&gt;sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın&lt;br /&gt;yapılan bir şey olmadığını,&lt;br /&gt;başlangıçta bir melek konduğunu&lt;br /&gt;sonunda bir kelebek öldüğünü,&lt;br /&gt;yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın&lt;br /&gt;bir korkular ve alışkanlıklar bütünü&lt;br /&gt;olduğunu,&lt;br /&gt;bütün bunları sana&lt;br /&gt;nasıl anlatacağım?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Tahoma, Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif, Georgia, Courier, 'Times New Roman', serif; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, Tahoma, Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif, Georgia, Courier, 'Times New Roman', serif; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Birhan Keskin / Kışın Bana Yaptıkları III&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-5229873440914943198?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/5229873440914943198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/ks-hatrlamalar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5229873440914943198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5229873440914943198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/ks-hatrlamalar.html' title='Kış Hatırlamaları'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6251496108927152151</id><published>2009-12-28T20:47:00.002+02:00</published><updated>2010-01-24T23:14:55.590+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Birhan Keskin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>ŞUBAT</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir zaman gelir, şiir kadın &lt;a href="http://www.itusozluk.com/goster.php/birhan+keskin"&gt;Birhan Keskin&lt;/a&gt; hissedip de diyemediklerimizi "&lt;a href="http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=1897"&gt;Ba&lt;/a&gt;"dan başlayıp "Şubat"a kadar deyiverir;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;"Ben bu içimin yankısı, ben bu içimin koruyla&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bu narı daha fazla taşıyamam.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Düşecek ellerimden, dağılıp dökülecek odaları,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;dayanamam.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Benden sana mevsimlerden anne, uykularımdan tüller,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ömrümden ağrılar sızmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;kaldıramam.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Adı Şubat olan bu şiirde kalbim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;uzun bir nehir gibi ağrıyor. İnat yumağım çözüldü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sol omzundan siyah atımı, sana düştüğüm o eski şubattan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;çukurumu alıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Benden kalan boşluğa kırmızı bir araf düşüncesini koy.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Nasıl hatırlanırsa bir yaprakta bir orman&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bu kez o olsun beni sana hatırlatan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bir gün olur senin de düşerse elinden nar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Çağır o zaman, anlatırım sana,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Sanma ki inadımda sarı bir safra&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;dilimde uçuşan rüzgârlı bir sayfa&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;sözlerimde silinmiş şifre vardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span style="background-color: #fce5cd; color: black;"&gt;Sökmedin beni çölden, &lt;span class="Apple-style-span"&gt;yolum araftır&lt;/span&gt;."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6251496108927152151?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6251496108927152151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/subat_28.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6251496108927152151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6251496108927152151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/subat_28.html' title='ŞUBAT'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-1496191145805751904</id><published>2009-12-25T00:09:00.004+02:00</published><updated>2009-12-26T15:23:21.266+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Yağmur, Allah'ım</title><content type='html'>Alt başlık: İtiraf edişin günlüğü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbadet edermiş gibi yazmak istiyorum. Bir seansa otururmuş gibi. Akıllanır, uslanır, yoklanır, çoklanır, hiçlenir gibi. Yorgunum gerçi. Düşüncelerimi, ki düşünce çok eksik kalacak, hissettiklerimi kağıda yazacak çok teknolojik kalemi hayal ettiğimden beri yorgun olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam vaktinde unuttuğum bir yerden hatırladığım bir yere yürüyorum.Yarım saatlik yolu on beş dakikada aldım. Öfkeliyim.&lt;br /&gt;Yolda yaşlı bir adam gördüm. Nereye gittiğini bilmiyordu. Yüzünde, Allah'ım, anlatamadığım bir ifade...Beyaz bir bıyığı vardı. Bir de sütlü kahve bir kasketi. Aynı renkte bir montu. Çok üzgündü. Hayır, üzgünlük başka. Başka bir şey vardı yüzünde. Bilmiyordu. Nereye gittiğini bilmiyordu. Ne yapıyordu? Ona ne yapmışlardı? Şaşkındı. Beyazdı. Saniyenin yarısı gibi bir sürede yüzünü gördüm sadece. Saniyenin yarısı gibi bir sürede delindi özüm. Birdenbire.Ne oldu? Bu adama ne oldu? Bu adama bir şey olmuştu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfkeliydim. Yürümeye devam ettim. İtiraf ediyorum ki, gördüğüm her erkeğin yüzüne delinmiş özümden akan zehirle baktım, dik dik. Cesareti yoktu hiçbirinin. Hiçbirinin, yarabbim, hiçbirinin gözlerime bakmaya cesareti yoktu. Devam ettim. Bir yere girdim, bir yerden çıktım. O demeye o adamı tekrar gördüm. Yere çökmüştü. Başında bir iki oğlan. Bir şeyler diyorlardı ona. Oğlanlardan uzun boylusu elini uzatmıştı. Ötedeki evini mi gösteriyordu? Anlamadım. Adam istemiyordu. Adam bir şeyleri reddediyordu. Beyaz bıyığına, yüzündeki o tanımsız ifadeye, sütlü kahve kasketine ve tüm yalnızlığına rağmen reddediyordu. Bir saniyelik tanıklığını ettiğim bu sahnede bana öyle geliyordu ki, adam yalnız kalmak istiyordu. Adam, her şeye rağmen durduğu yerde durmak istiyordu. Dayanamadığımı hissedip uzaklaştım. Adımlarım sıklaştı. Yağmur yağmalıydı artık. Yağmur, Allah'ım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtiraf edecektim. Etmeliydim. Yürürken bunu fark ettim. Hataları kabul edemiyorduk. İçimin yüküyle, yarabbim, çok ağırdım. Bu beden değildi yoran. Beni yoran hiçbirşeydi. Tam anlamıyla bu işte.Allah'ım. Acı hissettiğimde insanlara verebileceğim bir sebebim yoktu. "Al, sol kolum ağrıyor". Hayır değil. Hayır. İtiraf ediyorum ki, ailevi, maddi bir sıkıntım olmamasına rağmen 2006 senesinde Beşiktaş İskelesi'ne yakın bir parkta oturup, herkesin ortasında ağlayan bendim. Evet, itiraf ediyorum ki, durmaksızın &lt;a href="http://fizy.com/s/1ale3u"&gt;Cannonball&lt;/a&gt; dinlemiştim o zaman. O bendim işte. Daha sonraları kimi şehirlerin kimi farklı yerlerinde ortalıklarda ağlayan da bendim. İtiraf ediyorum. Ve geçerli hiçbir sebebim yoktu bunlar için. Senin için geçerli olabilecek hiçbir şeyim yoktu. Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları alıp da okşaya okşaya kutsadığım doğrudur. İtiraf ediyorum, ki geçmişi ağlayarak anmaktan "vahşi bir tat" alıyorum. Peki ne oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off, yağmur, Allah'ım. Şu şımarığın, şu kendini bilmezin, şu iflah olmazın, şu sevmek arsızının üzerine yağmur... Arsız... Her şeyini açık ediyor. Her şeyini... Bütün sırlarını veriyor ki, layıkıyla parçala(n)sınlar. Bilmiyorlar gerçi, bilmiyorlar ki bu, her şeyi bilerek lades diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve güz gelir, Ömür Hanım. Herkesin hayatında olmalı bir "Ömür Hanım". Ben de sana, &lt;a href="http://fizy.com/s/105e0q"&gt;Isobel&lt;/a&gt;, sana yazayım hiçbir edebi değeri olmayan yazılarımı. Hiçbir ahengi olmayan şarkılarımı sana fısıldayayım. Hı, Isobel? Ah, kendiyle evli Isobel...Ah, minicik kalbinden koca ağaçlar türeten Isobel... Koca ağaçlarının kırılgan dallarına kuşlar konduran, o kuşlarla bahçıvanın keskin baltasına kafa tutan Isobel... Birlikte dolanalım şu toprağın koynuna. Şu toprağın kokusuna birlikte karışalım. İtiraf ediyorum Isobel, itiraf ediyorum ki, yok senden başka can yoldaşlığına sığınabileceğim bir avuç içi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi ben, beklentilerimi susam zerresine getirmiş idim, Isobel. Hiçkimseyi kategorizeleştirmeyecek idim. Beklemekten vazgeçmiş idim. Bırak, bırak o halde, trenler geçince beni hatırlasın Isobel. Bırak. Gel birlikte bırakalım. Bırakalım nehirler aksın. Bırakalım eskiler yenilere benzemesin. Bırakalım, biz "sevmek, ya rab" dedikçe, kara delikler çiğnesin içimizi. Bırak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızca yağmur yağsın Isobel. Yağmur, Allah'ım...ki erisin bayatlamış şekerlememiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur, Allah'ım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece yağmur...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-1496191145805751904?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/1496191145805751904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/yagmur-allahm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1496191145805751904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1496191145805751904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/yagmur-allahm.html' title='Yağmur, Allah&apos;ım'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-2984957768271045349</id><published>2009-12-23T23:31:00.000+02:00</published><updated>2010-01-24T23:15:20.930+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmed Arif'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>"Karanfil Sokağı"</title><content type='html'>Ve Ahmed Arif alır sazını:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; text-transform: lowercase; "&gt;tekmil ufuklar kışladı&lt;br /&gt;dört yön, onaltı rüzgar&lt;br /&gt;ve yedi iklim beş kıta&lt;br /&gt;kar altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar&lt;br /&gt;ray, asfalt, şose, makadam&lt;br /&gt;benim sarp yolum, patikam&lt;br /&gt;toros, anti-toros ve asi fırat&lt;br /&gt;tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler&lt;br /&gt;vatanım boylu boyunca&lt;br /&gt;kar altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;döğüşenler de var bu havalarda&lt;br /&gt;el, ayak buz kesmiş, yürek cehennem&lt;br /&gt;ümit, öfkeli ve mahzun&lt;br /&gt;ümit, sapına kadar namuslu&lt;br /&gt;dağlara çekilmiş&lt;br /&gt;kar altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şarkılar bilirim çiğ tutmuş&lt;br /&gt;resimler, heykeller, destanlar&lt;br /&gt;usta ellerin yapısı&lt;br /&gt;kolsuz, yarı çıplak venüs&lt;br /&gt;trans-nonain sokağı&lt;br /&gt;garcia lorca'nın mezarı,&lt;br /&gt;ve gözbebekleri pierre curie'nin&lt;br /&gt;kar altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;duvarları katı sabır taşından&lt;br /&gt;kar altındadır varoşlar,&lt;br /&gt;hasretim nazlıdır ankara.&lt;br /&gt;dumanlı havayı kurt sevsin&lt;br /&gt;asfalttan yürüsün aralık,&lt;br /&gt;sevmem, netameli aydır.&lt;br /&gt;bir başka ama bilemem&lt;br /&gt;bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat&lt;br /&gt;kalbim, bu zulümlü sevda,&lt;br /&gt;kar altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gecekondularda hava bulanık puslu&lt;br /&gt;altındağ gökleri kümülüslü&lt;br /&gt;ekmeğe, aşka ve ömre&lt;br /&gt;küfeleriyle hükmeden&lt;br /&gt;ciğerleri küçük, elleri büyük&lt;br /&gt;nefesleri yetmez avuçlarına&lt;br /&gt;-ilkokul çağında hepsi-&lt;br /&gt;kenar çocukları&lt;br /&gt;kar altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hatip çay'ın öte yüzü ılıman&lt;br /&gt;bulvarlar çakırkeyf yenişehir'de&lt;br /&gt;karanfil sokağında gün açmış&lt;br /&gt;hikmetinden sual olunmaz değil&lt;br /&gt;"mucip sebebin" bilirim&lt;br /&gt;ve "kafi delil" ortada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanfil sokağında bir camlı bahçe&lt;br /&gt;camlı bahçe içre bir çini saksı&lt;br /&gt;bir dal süzülür mavide&lt;br /&gt;al - al bir yangın şarkısı,&lt;br /&gt;bakmayın saksıda boy verdiğine&lt;br /&gt;kökü altındağ'da, incesu'dadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-2984957768271045349?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/2984957768271045349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/karanfil-sokag.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2984957768271045349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/2984957768271045349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/karanfil-sokag.html' title='&quot;Karanfil Sokağı&quot;'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6219113122030333226</id><published>2009-12-23T03:29:00.001+02:00</published><updated>2010-01-24T23:15:40.149+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şükrü Erbaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edebiyat'/><title type='text'>Ömür Hanımla Güz Konuşmaları</title><content type='html'>Her bir cümlesinin altına imzamı atmak istediğim, kıskanarak okuduğum:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px; text-transform: lowercase; "&gt;--"yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?"--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.&lt;br /&gt;yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı, yüzüm ömrümün atlası, düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?&lt;br /&gt;her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?&lt;br /&gt;göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış. böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?&lt;br /&gt;yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?&lt;br /&gt;yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?&lt;br /&gt;dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım. büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.&lt;br /&gt;yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım. bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir göz bebeklerimden. sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?&lt;br /&gt;yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama değil mi yoksa?&lt;br /&gt;öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise, bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...&lt;br /&gt;oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir ben'e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir ömür hanım?&lt;br /&gt;susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir beni konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...yalnızım ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...sularım toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?&lt;br /&gt;kendilerinden olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?&lt;br /&gt;olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...&lt;br /&gt;yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten hele de güncel ve kof her zaman iyidir, düş gücü, iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.&lt;br /&gt;kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile, bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz.&lt;br /&gt;biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...&lt;br /&gt;kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir, ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, ağız dil vermez geceye? ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. çözemeyiz de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.&lt;br /&gt;dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla nem bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de...&lt;br /&gt;sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.&lt;br /&gt;yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi yine. doğa aynı oyunu oynuyor bizimle. umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?&lt;br /&gt;gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? kim ne diyebilir ki?&lt;br /&gt;kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan garip bir gülümsemeyle yüzümde, incelik adına ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlarla çözdüm.&lt;br /&gt;ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım? "&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana, Arial, sans-serif;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 18px; text-transform: lowercase;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana, Arial, sans-serif;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 18px; text-transform: lowercase;"&gt;şükrü erbaş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6219113122030333226?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6219113122030333226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/omur-hanmla-guz-konusmalar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6219113122030333226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6219113122030333226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/omur-hanmla-guz-konusmalar.html' title='Ömür Hanımla Güz Konuşmaları'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-5966269495054491141</id><published>2009-12-23T00:27:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.148+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Sevgili Bilog Yazıları 2</title><content type='html'>Alt başlık: Unutuşun günlüğü.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgili B.,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;B diye bir kız var Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ında. Ablam olmasını isterdim onun. Sana B. mi desem bundan böyle? Her neyse.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün unutuşumun ilk günüydü. Dışarı çıktım. Birkaç kişiyi ona benzettim. Sonra geçti. Yalnızdım. Yalnız olduğum ve ağlamak istemediğim için playlistimi şöyle seçtim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* ATC - Around the World&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Organized Konfusion - Stress&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Bedük - Heartbreaker&lt;/div&gt;&lt;div&gt;vs vs.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitapçılara girdim. Canım çok sıkıldı. Param olsaydı arkadaşlarıma hediye alıp önce ben mutlu olacaktım. Yok. İki gündür tuvalete çıkamıyorum. Midemde bir sızı var. Birkaç şeye güldüm yürürken. Şimdi hatırlamıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitapçıdan "Unutmak" başlıklı bir dergi aldım. Günün bir anlamı olduğuna inandım. Sonra aynı sokaktan bir kez daha geçerken biri Tiersen'in "Le Moulin"inde pantomim gösterisi yapıyordu. Şanslıyım dedim. Şanslıydım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Börek yaptım bugün. Sonra, sonra işte...Umutsuzlandım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Canım yazmak istemiyor. Belki sonra.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-5966269495054491141?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/5966269495054491141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/sevgili-bilog-yazlar-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5966269495054491141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5966269495054491141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/sevgili-bilog-yazlar-2.html' title='Sevgili Bilog Yazıları 2'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-1100167128377406017</id><published>2009-12-22T14:28:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.149+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Sevgili Bilog Yazıları 1</title><content type='html'>Sevgili Bilog,&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzun bir süre sessiz kalmaya karar verdiğim için ve fakat aynı zamanda istikrardan yoksun bir kimse olduğumu bildiğim için de bundan sonra sana sesleneceğim. Böylelikle birlikte barışacağız her şeyle. Bunun için önce birlikte öfkelenmemiz de gerekiyor. Anlamsız güllük yazıları yazacağım sana böyle. Anlamaya çalışmamak lazım. Ben bu anlamamakları hayatımın her alanında uygulayacağım. Susarken sana konuşacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün Ankara'da bir güneş var ama yanında koca bir bulut. İki gündür dışarı çıkmıyorum. İki gündür dışarı çıksam biraz daha rahat olur muydum bilmiyorum. Neyseki dışarı çıkmadan bir şey bilmeyeceğim de. İnsan kendine mahkumdur diyor Sartre. Sartresın gitsin ordan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Varoluşçuymuşum, öyle diyollar. Varoluş okumadım ki ben. Felsefe okumadım. Felsefe okuyamıyorum kaldı ki. Neyseki iki gündür dışarı çıkmıyorum da felsefe yapmıyorum. Oh.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugünden itibaren kendime başka bir hikaye yazacağım. Şimdi bir hikaye vardı benim severek okuduğum. Yazanı da bendim, ki bilirler ayaklarımın havada olduğunu. O hikayede çok yalnız kaldığımdan çok şizofrenik yanılsamalarla oyalandım durdum. Şimdiki ikiye bölünmüşlüğümle anlıyorum ki, ben o yanılsamalarla pek mutluydum. Ama sonuçta bana gerçeği verin diyen adamlara vurgundum. O yüzden artık yanılsamalarımı satıyorum. Oh iyi ki satıyorum. Bu can sıkıntısı nedir ki! Geçecek işte ben bunu biliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgili Bilog, ben çok sevmiş idim. Sevmişlikten büyümüş, büyümüşlükten çiçeklenmiş idim ki o demmeye anladım büyümek kirlenmek imiş bir yandan da. Beklemek bir hapishane imiş. Gitmek bir A'raf imiş. Bunları anladım sonra bunları anladım diye ağladım. Ağladıktan sonra da bana ne dedim. Bananesi biraz da bahane. Geçecek dediler miydi üzülürdüm. O his yerinde büyüktü çünkü. An'ı eline avucuna alıp posasını çıkaran, dizleri dermansız bırakan, avuç içlerini yakan, göz kapaklarını zorlayan o his geçecek diyollardı. Geçecek lafı kilitlerimin anahtarı oldu, ama o anahtarlar kilidin içinde döner iken ben kendimden de geçer idim. Oh. Neyse ki geçecek. Ne? Vay anasını! Her şey geçiyor Sevgili Bilog!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sana gönlümce oynayacağım bilog. Senle gönlümce oyalanacağım. Seni yazacağım. Yalan, dolan, hakikat, falan filan karalayacağım kendimi. Oh. Bana romantik diyecekler. Daha çocuksun büyüyeceksin diyecekler. Birlikte nanik çekelim istiyorum onlara.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki gündür dışarı çıkmıyorum. Nereye gittiğimi de bilmiyorum. Tiksindiğim kapların şekillerini alıyorum. O adam da bilsin ki, onu bu sefferimde unutacağım. Kesinkes sus olacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kuş olsam ya ben?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-1100167128377406017?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/1100167128377406017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/sevgili-bilog-yazlar-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1100167128377406017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/1100167128377406017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/sevgili-bilog-yazlar-1.html' title='Sevgili Bilog Yazıları 1'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6701876101919040781</id><published>2009-12-22T14:21:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.149+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Herşeyyerliyerinde.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/SzC65rFaFaI/AAAAAAAAABo/nSuc_W2g2Dc/s1600-h/Everything_in_its_right_place_by_ehjesu.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 273px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/SzC65rFaFaI/AAAAAAAAABo/nSuc_W2g2Dc/s320/Everything_in_its_right_place_by_ehjesu.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418035851707422114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  line-height: 18px; text-transform: lowercase; font-family:Verdana, Arial, sans-serif;font-size:12px;"&gt;karton bir dosyanın içinde diplomamı verdiler. koltuğumun altına aldım. yağmur yağdı.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;okulu ardımda bıraktım. baba parası yiyorum şimdi.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;çok içince çok saçmalıyorum.&lt;br /&gt;yalnızlık saçma ve gereksiz yere hakiki.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;iktidar olanlar normal olarak zalimler.&lt;br /&gt;susuyoruz.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;burada insanın değil paranın yasası geçiyor.&lt;br /&gt;bulabilirsem bir iş bulup para karşılığı kendimi 9 - 6, öğlenleri bir saat izin olmak üzre,düzdürücem. sigortam düzenli olarak yatacak üstelik. yaşasın.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;sonradan görme kapitalizmin görsellik yasaları ciğerlerimizi alt üst ediyor. yaşasın marlboro. yaşasın winston light. yaşasın domuz sesleri. yaşasın koyunlar.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;güvensiziz. tedirginiz. bok kokan sokaklardan geçiyoruz. fakirler çamaşırlarını balkonlara asıyorlar. almanlar balkonlara çamaşır asmayı yasaklamış.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;sabah programlarında kelliğe çareler aranıyor. birinin kafasına boklu çamur sürüyorlar.&lt;br /&gt;kafamızı önümüze alıp teslim oluyoruz.&lt;br /&gt;ka-fam-da iki renk var-dır!!&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;sevgi paylaşılmaya değer bulunmuyor. bok çukuruna gir bok bok.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;üç yüz lira kazanmak için insanlar öl(dürül)üyorlar.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde, oh!&lt;br /&gt;düşünmüyoruz.&lt;br /&gt;düşünmüyoruz.&lt;br /&gt;düşünmüyoruz.&lt;br /&gt;uyuyoruz. ooh iyi ki uyuyoruz.&lt;br /&gt;ohhh her şey yerli yerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"dün ağzımda bir limonla uyandım"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cidden.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6701876101919040781?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6701876101919040781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/herseyyerliyerinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6701876101919040781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6701876101919040781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/herseyyerliyerinde.html' title='Herşeyyerliyerinde.'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/SzC65rFaFaI/AAAAAAAAABo/nSuc_W2g2Dc/s72-c/Everything_in_its_right_place_by_ehjesu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-826150958285968795</id><published>2009-12-22T04:26:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.149+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Çivi ne ki?</title><content type='html'>ben bir yolu ayırıyorum.&lt;br /&gt;yolda şizofrence bir oyun oynamıştım, kabulüm. bu oyunu yazdığım gibi bozuyorum ama sonra tekrar üstünden geçiyorum. ben bu yolu ayırıyorum. ben bir yılı ikiye ayırıyorum. ben alt dudağı üst dudaktan, ben kendimi öteki kendilerimden ayırıyorum. ayırdığım parçamı bir çekiç yardımıyla tahtama çakıyorum. o çiviye bakıyorum ki bir daha ayırmayayım kendimi ortalardan yüzlere...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.itusozluk.com/goster.php/don%5C%27t+forget+me" class="bkz" title="(bkz:  don't forget me)" onmousedown="return bkc('4287088','don%5C%27t+forget+me')"&gt;don't forget me&lt;/a&gt; diyor adam kulağımda.&lt;br /&gt;"şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır" diyor şair.&lt;br /&gt;çivileri düşünüyorum bir de noktaların ne güzel olduğunu.&lt;br /&gt;şarabın gazabıyla virgülleri ardarda sıralıyorken ben bu yolu ayırıyorum. noktamı bulduğum gibi ruhuma dikeceğim nişane olarak.&lt;br /&gt;onu her düşündüğümde sana mesaj atacağım böyle.&lt;br /&gt;bu sefer noktamı bulmam lazım çünkü oynadığım oyuna kayıtsız kalıyor seyirciler. ne de haklılar. herkes ne de haklı ki bir ben hak arama derdinde...&lt;br /&gt;noktamı bulacağım. nerede benim noktam?&lt;br /&gt;melodramlar ve yerdirmeler...(ve üç noktalar)&lt;br /&gt;yermeler yermeler ah o güzel yermeler.&lt;br /&gt;ah ergenler ve en güzel sivilceleri.&lt;br /&gt;ben kendimi ayırıyorum.&lt;br /&gt;yine ayırıyorum.&lt;br /&gt;önceden de ayırmıştım, ben bu ayrılığı ordan biliyorum.&lt;br /&gt;farklı hikayelerin ortak noktalı virgülü şu ki, ben sevgili insan, yanılmaya doymuyorum.&lt;br /&gt;hikayemi -ki-lerle bağlamamak kararındayım. çünkü basit bir şeyi arıyorum. ardına iki tane daha takıp gelen bir noktayı değil, aynen çivi gibi sağlam durabilen tek noktayı.&lt;br /&gt;her şey yerli yerinde diyor adam.&lt;br /&gt;bunalmak istemiyorum.&lt;br /&gt;o noktayı arş arş öteleri kazıp değil tam da kafamdaki binlerce virgülün arasından bulup çıkarmak istiyorum. oha! ama arş arş ötelerde değil demiştik.&lt;br /&gt;sessiz kalacağım. sessiz kalacağım dedim ona. sessiz kalmalıyım bundan böyle ve lakin ki seslerim susmadıkça ben kime seslerimi kusacağım.. deliliğimden kendim sorumlu tutulacağım ve sonra delirdim diye annem bana küsecek mi yine?&lt;br /&gt;yok yok.&lt;br /&gt;ben susacağım dedim bir müddet. öyleyse susacağım. müddetleri müddetlere bağlaya bağlaya noktamı arayacağım, bulacağım. beni sevmesi şart olmayan elmaları sepetime sıralayacağım. onları parlatamadıkça ben kurtlarla sohbet edeceğim. onlar parlamadıkça çıldıracağım. onlar parlamadıkça kusacağım. onlar parlamadıkça susacağım. onlar parlamadıkça noktamı bulacağım. parlamazlar zaten, huyları değil ve fakire vurmak zevklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;can yana ki dirensin. ben yandım ki daha fazla yakmayayım. suslarımı alıyorum payıma. paylarım kocuyor.dermansız anneanne dizleri doluyor payıma. susuyorum dedim bitti. bitirdim aslında. bittirdim bitleri. bit bit bit ola ola bitirdim. devdim devrildim geldim diyor adam, ben devirmemek ve devrilmemek için dev oluyorum. ya da öyle sanıyorum. her koşulda ben uzun soluklu bir noktaya sığınıyorum. uzun uzun soluyacağım bir nokta arıyorum. uzun uzun susmama hoş geldiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nokta.&lt;br /&gt;nokta.&lt;br /&gt;nok&lt;br /&gt;yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-826150958285968795?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/826150958285968795/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/civi-ne-ki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/826150958285968795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/826150958285968795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/12/civi-ne-ki.html' title='Çivi ne ki?'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-4369592603871608732</id><published>2009-06-07T00:52:00.000+03:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.150+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Daniel</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="  line-height: 18px; text-transform: lowercase; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;"- şişşt aç gözlerini!" dedi, uyudum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızca öznesi ve yüklemi olan sıradan bir cümle kurmayı unutacak kadar susmuşum o sıra ben. ben en çok bu suskunlukta yok olmuşum. belki de öyle varolmuşum. pardon ben ne olmuşum? unuttum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlıktayken ve karanlığa koşarken ben, daniel, gözlerin bana evimi hatırlatmış. hayal edebildiğimi hatırlamışım bir an. hafızamı hatırlamışım birden. işte tam da o an ters yüz olmuşum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sıra: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-şimdi huzur bulabilirsin" dedi, uyandım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-4369592603871608732?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/4369592603871608732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/06/daniel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4369592603871608732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4369592603871608732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/06/daniel.html' title='Daniel'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-413579547187319184</id><published>2009-04-22T21:00:00.000+03:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.150+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Eyvallah Dersin Geçer Gider</title><content type='html'>Şimdi zaman eyvallah deme, unutma, yok sayma zamanıdır.&lt;br /&gt;Şimdi zaman yüzü güzel günlere dönme, karanlıkları geçmiş sayfalarda bırakma zamanıdır.&lt;br /&gt;Yoksa umutsuzluk, yoksa gelinen yere geri dönüleceğini, aynı hataların yine yapılabileceğini bilme hissi dar boğazdan bu kez geçemeyecek, bu kez onca kere yutulmuş koca lokmalar halihazırda zor alınan nefeslerin sonunu getirecektir.&lt;br /&gt;Odasının pencere pervazına oturup hayaller tüttüren küçük kız artık çoktan yitmiş, çoktan ülkesini kaybetmiş, umutları boşluklara, iyiliği ihanete çoktan bağlamıştır. Hayaller koca beden ülkesinin girdaplarında kaybolmuş, minik fare peyniri hiçbir zaman bulamamış, bulduğu anda da çıkış yolundan bir hayli uzaklaştığını fark etmiştir.&lt;br /&gt;Çılgın tavşan hiçbir zaman yakalanamamış, Alice'in harikalar dünyası yalnızca çocukluğun elma yanaklarında kalmıştır.&lt;br /&gt;Şimdi zaman tam da ölünen yerden yeni bir hayat doğurma, ayakları yere hiç basmayan yeni hayaller büyütme zamanıdır. Önümde iki seçenek uzanmaktadır: ya geçmişin esirliğinde her gün yeni bir umutsuzlukla uyanmak, ya da ömrümce inanacağım yalanlar üretmek.&lt;br /&gt;O yüzden, sevdiklerim, hayal kırıklıklarım, yalnızlığımın köstekleri, beyin kıvrımlarımı kemiren ey siz çok sevdiklerim, hepinize eyvallah! Zaman gitme zamanıdır. Şimdilik hepinize eyvallah diyorum, geçip gitmenizi umarak..Beni yürümeye bırakın. Beni bırakın!&lt;br /&gt;Ben pencere pervazımda hayaller tüttürmeye gidiyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-413579547187319184?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/413579547187319184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/04/eyvallah-dersin-gecer-gider.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/413579547187319184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/413579547187319184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/04/eyvallah-dersin-gecer-gider.html' title='Eyvallah Dersin Geçer Gider'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8600193878092784002</id><published>2009-04-18T17:56:00.000+03:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Beni Kategorize Edeme!</title><content type='html'>&lt;p&gt;Durun durun. Neler oluyor bilmiyorum, ama buralarda ilginç bir şeylerin olduğu kesin. Düşünemediğim, yazamadığım, nefesi bile zor aldığım zamanlar. İşte bu yüzden perilerime bana yardım etmeleri, iç'imi özgür bırakıp onu bir yerlere kaydetmemi engellememeleri için yalvarıyorum şimdi. Bakalım kelimeler hangi yola girmeyi tercih edecekler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kayıt altına almam gereken zamanlar yaşıyorum. Uzaktan bakınca hiç, yakınına gelince de hiç, ama safi bir huzursuzluğa bulandığım gereksiz günler. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Malumunuz, edebiyat öğrencisi yolun sonuna gelmek üzere. Kategorize olamamak gibi bir "sorun"la cebelleşiyor. Evet, ne yapmak istediğimi bilmiyorum, ne garip değil mi! Bir şey yapmak istediğimi de sanmamakla birlikte hissediyorum bu bilinmezliği. 4 senelik "günü kurtarma" zamanlarının sonuna geldiğimi gördükçe dehşete kapılıyorum. Çünkü, inan bana okumaya tenezzül eden şahıs, inan ki başkalarının benim yerime hayal ettiği onlarca gelecek planı varken, benim kendim için kurduğum bir gelecek olmaması beni inanılmaz şaşırtıyor. Kurduğum hayaller hayatın yakınından bile geçmezmiş meğer. Hani kimi çıkış yolları aradım. Gel gör ki, hiçbirini benimseyemedim. Sokaklarda yürüyen insanlara baktım. Kendimi hiçbirinin suretinde bulamadım. Ne onu olmak istedim ne bunu. Kendi evrenimde, kendi kurtlarımla, kendi cehennemim ve renklerimle birlikte bir yumak olmuş yuvarlanırken şimdi bana yeni kategoriler sunuyorlar dahil olmam için. Ne yapacağım? Nasıl yapacağım sayın tenezüllü okur? Beynimdeki kurtlar bu kadar çokken nasıl tek bir şeyin hizmetine gireceğim? İnan ki tek kişi değilim ben. İçimde çok fazla kişi var. Hepsi de ayrı ayrı tatmin görmek, itaat görmek istiyor. Her ne kadar Blake'in "çelişkinin olmadığı yerde, gelişme olmaz" lafına sonuna dek katılsam da bu çelişik düşünceler yiyorlar beni. Bitiriyorlar. Zor bir oluş hali bahşedilmiş anlayacağın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimi cinlerim çekip gitmemi söylüyor. Bir alış veriş ilişkisinde olduğum Ankara'nın alışkanlığına çok fazla sığındığımı söylüyor delilerim. Başka yerlerin, nereleri olduğunu henüz bilmesem de, hasretini aramamı fısıldıyor bana.Geri dönemem. Bunca yolu gelmişken, geri inan dönemem. Başka birkaç tanesi de sen dur dünya dönsün diyor. Dur ve sus diyor. Bırak zamanı ellerinden diyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayalini kurmamış olduğum başka tür bir hizmetkarlıkta yolumu bulurum gibi geliyor şimdi bana. Ancak bu yolla çok sesliliğimi bastırırım gibi geliyor, yoksa inan, çıldıracağım! Yoksa inan etimi bir oyana bir buyana çekiştiren ayrıksı düşünceler beni paramparça edecekler aralarında. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeteneksiz olduğumu düşünüyorum. Düşünmek eyleminin hakkını verebildiğime inanmıyorum. İş yaşamının gündelik kavgalarına hazır olduğumu sanmıyorum. Yazamıyorum. Sonu ölüm olan bir yolun ortasında çırılçıplak kaldım. Bu anlamsızlıkta hiçbir şeyin uğraşına değmeyeceğini hissederken bir taraftan, elimde ne kadar yol bileti varsa kullanmam gerektiğini düşünüyorum. Nefes almak için para kazanmak, para kazanmak için kıç yalamak, belki hiç sevmediğin, sevmeyeceğin bir iş yapmak ( çünkü neyi seveceğimi bilmiyorum ) bana acımasızca geliyor. Ama yaşamak ve çalışmak ve kendi paramı kendi ellerimde tutmak zorundayım. Hani tüm bu döngüye uzaktan baktığımda nefes almamak daha tercih edilebilir görünüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilmiyorum. Çok sevdiğim bir arkadaşım kalıplara olan zaafımı törpülemem gerektiğini söylüyor. Ne o kategorilere dahil olabildiğim ne de kategorisizliğimde huzur bulabildiğim için de öfkeliyim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne yapabilirim? Bilmiyorum. Hiçbir şeyi bilmiyorum. Kendi evrenimdeki yeni gezegenleri keşfetmek istiyorum yalnızca. Anlamsızlığını bile hissede.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Etimi çekiştirmesinler, beni bir yerlere dahil etmesinler. Ben kendi suyumu akıtayım. Kendi suyum ne? Çoktandır kuru değil mi kaynağım? Kendime çok yabancı kaldım okumaya tenezzül eden kişi. İnan bu yabancılıkta buluyorum bir nebze de olsa huzuru. Kendim bana ağır bir yük çünkü. Her kelime kendi içinde birbirine geçiyor, yeni yeni katmanlar oluşturuyor, farklı tezahürler doğuruyor zihnimde. İyi de kötü de birbirinin içine kıvrılıyor. Başka bir isim alıyor sonra.Madalyonun hiçbir zaman iki yüzü yok. O bir çember ama, bunu biliyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki ben nasıl nefes almaya başlayacağım?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilmiyorum. Gidiyorum.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8600193878092784002?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8600193878092784002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/04/beni-kategorize-edeme.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8600193878092784002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8600193878092784002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/04/beni-kategorize-edeme.html' title='Beni Kategorize Edeme!'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-4738383798670331905</id><published>2009-01-19T13:42:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Unison</title><content type='html'>"&lt;em&gt;without contraries, there is no progression" W. Blake&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözcükler hislerimden sıyrılıp bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde yaralarımı saklayan göğüs kafesim ağrımaya başlıyor. Bendeki tüfeğin karşısında kalakalmış bir kuş tedirginliği mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanatlarımın bir iki kez örselenmiş olması tüm tabiat ananın bana karşı olmasını gerektirmiyor, biliyorum. Yine de, yaralarım ve zaaflarım görülebilir olduğunda derinliği olmayan bir ruhun göğsümü delik deşik edeceği fikri korkutuyor beni. Ne var ki, ben de "ben"in döngüselliğine inanıyorum; kaçmak için ne kadar uzağa uçarsam o kadar yakınlaşıyorum kendi sonuma. Biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzdendir, ki aylardır kendime tahammül edebilme yeteneğimi sınıyorum. "Başka bir ben yok". Başka bir ben olmadığı gibi bu yolun benden başka yolcusu da yok. Bunu idrak ettiğim ana rastgelir "yalnız kalan" olmaya çalışma denemelerim. Ve tam da bu denemelerden sonrasına denk gelir "olmaya çalışmak"la birdenbire "olmak" arasındaki farkı anlamam. Yalnız kaldığımdan değil, oluvermenin büyüsüne kapıldığımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her acının, sevincin ve yalnızlığın ve hayatın ve ihanetin ve ruhun ve bedenin "bir"liğinde sınanıyor benim inancım. Önceden inandıklarımı birdenbire biliyorum. Bilmiş oluyorum. Bilene kadar sıkıntıları katmerliyorum belki, ama "biri olabilmekle" "bir" olmanın arasındaki farkı hissediveriyorum günün "bir"inde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(çokluğun karmaşasına karşı &lt;a class="bkz" title="(bkz: bir)" href="http://www.itusozluk.com/goster.php/bir"&gt;bir&lt;/a&gt;'in kudreti kelimelere sığamayacak kadar üstündür. &lt;a class="bkz" title="(bkz: bir)" href="http://www.itusozluk.com/goster.php/bir"&gt;bir&lt;/a&gt;den başlayan insan onun anlamına vakıf olabilmek için önce sonsuzca çoğalır, döndüğü yer &lt;a class="bkz" title="(bkz: bir)" href="http://www.itusozluk.com/goster.php/bir"&gt;bir&lt;/a&gt;dir ,&lt;a class="bkz" title="(bkz: birlik)" href="http://www.itusozluk.com/goster.php/birlik"&gt;birlik&lt;/a&gt;tir. bir bakarsınız ki, çoğalmalar &lt;a class="bkz" title="(bkz: anlamsız)" href="http://www.itusozluk.com/goster.php/anlams%fdz"&gt;anlamsız&lt;/a&gt;- laşmış. aslında &lt;a class="bkz" title="(bkz: bir)" href="http://www.itusozluk.com/goster.php/bir"&gt;bir&lt;/a&gt; teklikteki çoklukmuş, sessizlikteki çok seslilikmiş. bir &lt;a class="bkz" title="(bkz: her şey)" href="http://www.itusozluk.com/goster.php/her+%feey"&gt;her şey&lt;/a&gt;miş. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tel koparsa ahenk ebediyen kesilir, ama ahenk kadar sıkıcı şeye de az rastlanır. Düzensizliğin arasından düzen kendini gösteriverince geçici huzur bulunur belki, ama kemirgen düşüncelerden arındırılmış birkaç steril an'dan başka şey değildir bizim için huzur. Huzur, bir hissetmekte, kendine tahammül edebilmekte, kendini affedebilme kabiliyetinde yatar. Bildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden kendime -yani yaralarıma, çocukluklarıma, sevinçlerima, kaygı ve korkularıma, içimdeki telleri koparıveren sevdiklerime, toplum ve birey arasında kalışlarıma, ansızın içimde uyanan yaradan'a, kuruntularıma, bedenime, doğaya, çelişkilerime, geçmişime ve geleceğime sarılıyorum artık. Bir tek acıyla kendimi var etmeyi reddediyorum; bütün hislerimi koynuma alıyorum. Bak, deniyorum en azından! Bu dinmek bilmeyen tedirginlik kendini bilmenin gerçekliğiyle yansın diye bekliyorum. Ve inanıyorum, ki "Gerçek nedir?Gerçek benim!"*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol sürmekte. Yol uzun ve zorlu. Varış yeri en önemsiz olanı. Hep diyorum: Yol da benim, yolcusu da. Bardağın dolusu, boşu bir yana bardağın ta kendisiyim ben! Sevmekten çekinmeyen, kendini bilme çabalarından vazgeçemeyen de benim, her şeyi bir anda ardımda bırakıp kanatlanan da. Dipte sürünen de benim semaya kafa tutan da. Bir gün somut bir yalnızlığa bulanacak olma fikrinden deliler gibi korkan benim.&lt;br /&gt;Nar gibidir güzelliğim.Herkesten önce ben bilmeliyim bunu.Anlamsızlığa bulanan da benim,anlamların alası da bende. Hiç de benim Hep de. Hepsinden önemlisi şunu biliyorum ben:&lt;br /&gt;"Ne kadar yalansız yaşarsak, o kadar iyi"**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Björk'ün sesi bir kez daha bana hatırlatıyor&lt;br /&gt;"i never thought i could compromise"***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yine bırakıyorum şiir konuşsun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yara benim,&lt;br /&gt;hançer benim&lt;br /&gt;hem tokat, hem tokat yiyen&lt;br /&gt;çarmıh da ben, isa da&lt;br /&gt;hem celladım hem kurban"****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Montaigne&lt;br /&gt;** Can Yücel/Sevgi Duvarı&lt;br /&gt;***Björk/Unison&lt;br /&gt;****Baudelaire&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-4738383798670331905?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/4738383798670331905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/01/unison.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4738383798670331905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/4738383798670331905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2009/01/unison.html' title='Unison'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-8405124134021621590</id><published>2008-12-31T00:20:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Orada yerinde misin?</title><content type='html'>"Bir gün bir gün bir çocuk..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneme şiirler yazardım. Komşuların bebeklerini benden daha çok sevdiği için kıskanırdım O'nu. Benim göbeğimin bağı onun bedeniydi, ayrılığın acısını bir ikimiz biliriz o sebepten. "Bir"ken iki yarım elma olmayı hiç sindiremedim. O günden beri "bir" sihirli sayımdır benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eve de gelmiş kimse yok"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu otobüs nereye gidiyor? Bu yolların denizi yok ki? Hani martılar? Sonra ben bir gün hani otobüsün camlarında yağmur tanelerini kovalarken, omuzlarımdaki gözyaşları kurumamıştı henüz, ardımda bir çınar ağacı ve ağlayan bir iki komşu çocuğu bırakmıştım. Daha evcilik oynamaya doyamamıştık, annem seslendi "kızım, gidiyoruz." Kanatlarım gövdeme değdiğinde, soluklandığımda yani, bir ovaya konuvermişim. Kimsecikler yoktu akıp giden zamandan başka&lt;br /&gt;-Ve sen ben değirmenlere karşı-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Açmış bakmış dolabı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dur dur dur! Bir sessizlik var ama, henüz tam anlayabilmiş değilim. Bir de burası çok değişik bir yer. Hani benim göbek bağım? Annemin onu buraya gömmediğine eminim. Arıyorum, ama köklerim kayıp. Sırtımda adi bir yabancılık. Kanatlarım yorgun. Arıyorum arıyorum arıyorum. Alın çizgilerinden akmama izin verip beni denizime kavuşturacak bir nehir arıyorum. Bozkırdaki sokakların denizlere çıkacağı an'ı arıyorum. "Sadece önce şaşkın, dibine dek beyaz sonra" Vardığım yer nasıl bir yokluk! Komşu çocuklarına ne oldu? Salçalı ekmek yerdik biz bir zamanlar. Annemizden kaçıp parkta topraktan yemekler yapardık. Artık bugün, safi toprak tadıyor dilim. Onca kuraklığı bir damla gözyaşımla ferahlatmaya çalışıyorum..Arıyorum..Yokluğu buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şeker de sanmış ilacı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprünün bir ayağında duruyorum. Denizin diplerine dalıyor gözlerim. Şehrin bu denli ışıklı görünmesini iç'ime bağlıyorum. O boğazda salınan gemiler ne ki gözlerimin yanında! Buldum. Öyle bir buldum ki ölmek istedim o anda. Bir oldum -san-dım.&lt;br /&gt;"Yakaladım seni" ve bırakamıyorum yıllar geçiyor. Sigaramı yangın merdivenlerinden aşağıya savuruyorum. Kafamı kapalı dükkanların vitrinlerine vuruyorum. Bir şehir benim iç'imden geçiyor. İç'imi katmanlaştırıyor. İç'im o kadar büyüyor ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yemiş Yemiş Bitirmiş"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluktan kalma huylar unutulmuyor. Babamdan izinsiz kum kaplarımı parka taşımıştım. Kızacaktı, adımdan daha emindim buna. (Adımda bile ikilikler var, bilen bilir) Umrumda değildi o anda. Ben bir şeyi yapmak istiyordum. Tüketene kadar, zerreleri zerrelerim olana kadar yapardım o zaman. Kırılana kadar bükülür, büküldükçe ağlardım gerekirse. Suyu çıkana kadar toprakla oynadım o gün. Gerisini anlatmıyorum. Anlatamıyorum diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine..O şehirde..İç'im o kadar büyüdü ki, sığamadı kalbim kalıbıma. Sığdıramayana kadar emdim baykuşların kör gözlerindeki nursuzluğu, kanatlarım kopana kadar uçtum. Gerisini anlatmıyorum. Anlatamıyorum diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Akşama sancı başlamış"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sandım-&lt;br /&gt;Bu yabancılık, bu kırılmışlık, bu "hiç"lik, bu "hep"lik, bu zamansız ve mekansızlık, bu renksizlik, bu saf'i grilik, "bir varmış, bir yokmuş"luk masalımı kirletiyor. Bir varsa bir neden yok? Hep olsun! Ta ki, ben nefessizlikten boğulana kadar. Oraya kadar yani. En sonuna kadar!&lt;br /&gt;Dürüstlüğüm gündelik yalanlarla kirleniyor. Sapına kadar günaha batıyorum. Çamurlar nehrimi bulandırıyor. "Sağım, solum, önüm arkam sobe!" Ve yakalandım. "Kaptan, yalan göründü!"&lt;br /&gt;Benim dışımda bütün mürettebat seviniyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kıvrım kıvrım kıvranmış"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunun sonuna yaklaşıyorum. Kum kaplarım kirli, komşu çocukları hala ağlıyorlar. Beni gönderdiğiniz bu yerde sonsuzluğuna sığınabileceğim tek bir Allah'ın belası yok, anlıyor musunuz! Ne çınar ağacı, ne altında kaçamak piknik yapmalar var. Bütün sokaklar tek bir yalanı bağırıyor şimdi: SANDIM.&lt;br /&gt;Göğsünde uçtuğum gök beni kusuyor temizinden. Nerede benim köklerimi dilediğimce uzatabileceğim toprağım?! Tek isteğim "bir" olmaktı, bütün varlığım paramparça şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzüme baktığım tek yer dükkanların boş camları. Heybemde onlarca sessizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(-Düşünceni gizlemek kibarlık, kendini gizlemek meziyet- olmuş sevgili deniz fenerim.Peki ben böyle mi öğrenmiştim?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hep konuşurdum anne, bunun için kızardınız bana. Hatta susup duvara bakardım sonra. Kendimi bildim bileli gizle-ye-medim kendimi. Göğsümü açıp tek tek yaralarımı gösterdim diğer kuşlara. Bir tek bilsinler diye..Meğerse..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka umutlarla kendimi sonuna kadar açtığım, siper olup kendimi yaktığım yerde, ateşlerin adını yanarak öğrenmiş bir ben buluyorum sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yaşadıklarını kar sayma,&lt;br /&gt;Yaşadığın kadar yakınsın sonuna-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaptığından utanmış"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masalım bitti. Bulamadım. Göremedim. Kör olanla kör, bakabilenle saf'i göz oldum.Göremedim. Utanıyorum. Uyuyamıyorum. Sızlıyorum. Kadınlığım kanıyor. Her yerim acıyor. Yalanlar söyledim. Yalanlar dinledim. Öyle bir yok oluşla yok oldum ki, hep varolacağım diye ödüm koptu. Gerçeği sonsuza dek yitirdim sandım. Ta ki yeni bir yalana inanana kadar...&lt;br /&gt;Dünü sayfalarca yazdım, yarından sonsuzca korktum. Düğümleri düğümledim. Anlamak hiçbir zaman yetemedi onları çözmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün rüyama bir kuş girdi, ve fısıldadı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="entry-813417"  style="font-size:85%;"&gt;"ağıramamış aydınlıklar gibi&lt;br /&gt;kireç tutmuş çaydanlıklar gibi&lt;br /&gt;hiç sevişmemiş insancıklar gibi&lt;br /&gt;gel hiç üzülme&lt;br /&gt;salına salına uç  "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kollarımı kendime açtım. Kollarımı kendime sardım. Sular duruldu.Beynime ve kalbime fısıldadım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bana ne getireceksen getir, hazırım!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Kendime, kendimden yeni yıl hediyesidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-8405124134021621590?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/8405124134021621590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/12/orada-yerinde-misin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8405124134021621590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/8405124134021621590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/12/orada-yerinde-misin.html' title='Orada yerinde misin?'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6440964343611783933</id><published>2008-12-22T01:36:00.001+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.156+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eleştiri'/><title type='text'>Bu Adam Baydı!</title><content type='html'>&lt;div class="note_content clearfix"&gt; &lt;div&gt;Çağan Irmak şahanelerinin son gişe bombası Issız (M)adam..&lt;br /&gt;Herkes üstüne yazdı çizdi, tavsiyeler "mutlaka izleler", "ay çok ağladım"lar havada uçuşunca keyfimce küfretmek için ben de izledim bu şeyi.&lt;br /&gt;Şimdi ben 9 liramı helal ettim tabi Çağan'a, ama benim üzerimden film kurgulamış olmasını affeder miyim?! Iıh cık!&lt;br /&gt;Efendim, temcit pilavı mertebesini çoktan hak etmiş diyaloglara mı laf etmeli? Yoksa bir anti karakter yaratacağım diye koca bir godoşun izleyene musallat olmasına mı?&lt;br /&gt;Çağan Irmak aşk filmi çeksin, çekme diyen olabilir mi? Gel gör ki izlenme ve elbetteki sevilme kaygısının bu denli yoğun olduğu bir yapımda olayı duygusallıktan bir boyut dışarıdan gözlemleyen birinin midesini bu kadar bulandırmamalı "Ulak"ın, "Mustafa Hakkında Her Şey"in yönetmeni. Sokaklarda, orada burada, hayatlarımızın, modern zamanların bu denli içinden bir karakter bir godoş gibi ortada bırakılıp prim yapma kaygısı üste çıkınca yiyen olur, ama yemeyen güler bir taraflarıyla Çağan'cım, gözüm. Şahin K'nın filmlerini bile acılı aşk sosuyla bulasan gişe yapar. Böyle bir honki ponki'yi eğer varoluşçuluk gibi mühim felsefelere bulamaya çalışıp "belki yemez" fikriyle bir de "imkansız" aşk eklersen işte o zaman "her kesimden" isteğin gözümüze gözümüze girer&lt;br /&gt;Ne oldu şimdi? "Aslında çok yalnızız" demek istediysen olmamış. "Aşk en güzel şey pişmanlık her şey" dediysen kıvam tutmamış. Kendinden başka kimseyi sevmeyen ultra süper megaloman bir güüüya "tutunamayan"ın üçlü seks fantezilerinden sıkılıp kendini bir aşka salıvermesini, bundan da korkup kıçında füze varmış hissiyle olay mahalini terk etmesini hangi insan kavminin gözünde meşru hale getirmeye çalıştın acaba? Karakterin bırak içsel dünyasını irdelemeyi "beni izleyen ağlasın" tarzındaki acındırmalarını hangi kadın toplulukları için kurguladın? "Ben de böyleyim" işte diye işkembesinde yaşayan bir konar göçeri "çok süpersonik bir hayatım var ama yine de yalnızım" diye bize yutturursan ağlarız elbet. Bu maharet değil, bir taş olsa etkilenir o sahnelerden. Bana tokayla değil karakterle gel Çağan.Modern hayatın yalnızlaştırdığı insan öyle olmaz başka olur Çağan. Korkak olma adam gibi irdele Çağan. Gerçekçi ol iki dakka. Ha evet Issız amcanın annesi bile ağladı bu aşk bitince. UU beybi..&lt;br /&gt;"Ben seni hak etmiyorum" tandanslı korkak ve sapına kadar godik bir karakteri gerçeklikten nasibini almamış sahte duygusallıklarla bulayıp temcit pilavından bir kaşık da sen soktun boğazımıza Çağan.Karakterini ne sevebiliyoruz, ne tiksinebiliyoruz ondan.Bir Nuri Bilge hazretleri olamayacaksın ey Çağan, "ce ee" yapma bize. Hep aynı iş yapan romantizmi montelemişsin her bir karaktere. Ha ne oldu?Sokakta onlarca kimlik bunalımlı ergen topluluğu "ben çok ıssız bi adam'ım ama Ada gelse illa ki kayarım" şeklinde dolanıyorlar artık. Sana ağlak seyircilerinle iyi uykular dilemekten başka bir şey gelmez elden. Bize yalanlar söyledin, seni ancak plaklar paklar artık Çağan.&lt;br /&gt;not: iç ses kurgun da kıçımla değil başka yerlerimle olaya müdahale etmeme sebep olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düdüt: tamamiyle kişisel bir kusmamdır. arz ederim.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6440964343611783933?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6440964343611783933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/12/aan-irmak-ahanelerinin-son-gie-bombas.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6440964343611783933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6440964343611783933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/12/aan-irmak-ahanelerinin-son-gie-bombas.html' title='Bu Adam Baydı!'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-416174959818171962</id><published>2008-11-11T14:47:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.156+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eleştiri'/><title type='text'>Mustafa!</title><content type='html'>Kocaman kocaman kelimeler kuruyoruz. Biz milletçe kocaman kelimeler kurmayı pek seviyoruz! Yeter ki biri bir şeyler üretmiş olsun, biz taşlayalım! Bundan büyük tatmin yaşayamıyor artık güzel ülkemizin güzel insanları.Şimdi yeni bir ürün geçti elimize keyfimizce eleştirmek için. Çünkü, nedense biz pipo dumanlı, şarap kokulu masalarda eleştirmeyi pek seviyoruz!&lt;br /&gt;İki tabudan birini masaya yatırıyor Can Dündar. Kolay iş değil. Başkomutan, Reis'i Cumhur ve nihayetinde Başöğretmen Atatürk perdede bize yansıyan. "-izm"lerin ardına saklanarak adına çokça işler çevrilen iyi lider, büyük adam. Çocukken Allah'ın kardeşi yahut en olmadı Peygamber sandığımız, her sene bayramlarda geri gelsin çağrıları yaptığımız, yükseltip uzaylı mertebesine kaldırdığımız,anlamaya çalışmaktan ziyade ezberleyegeldiğimiz,içten içe bu topraklara ait olamayacağına inandığımız Ulu Önder.Yalnız, herkesin farkına vardığı hadise şu: Bu film isminden belli ediyor, ki Mustafa Kemal tüm ünvanlarından sıyrılacak, yarattığı ülkenin karşısına yalnızca rumelinin sürgün çocuğu Mustafa olarak çıkacak. Herkes dilini ısırıyor tabi. Bu ülkenin belli inançları, dinamikleri var. Ezbere bildiğimiz, fakat anlamak için yılların geçmesini bekleyeceğimiz Gençliğe Hitabe'nin sahibi bu öngörülü adam aslında yalnız ve çoğunlukla hüzünlüydü; her ne kadar değişmesi gerektiğini bilse de dönemin değerlerini devrimin gerçekleştirilmesine aracı etti,derseniz bu dinamikler sarsılmaz mı! Vay efendim irticacılar iyice köklenmez mi! Vay efendim yıllardır bildiğimiz Atatürk imajı yerlebir olmaz mı?! Ata'nın onca icraatları ve onca kahramanlıkları varken bu "insani yön" betimlemesi haince bir saldırı anlamına gelmez mi?!&lt;br /&gt;Size de Atatürk'ün içimizden biri olduğu gerçeğini anlamamızdan korkuyorlarmış gibi gelmiyor mu?O'nun uzaktaki kahraman, insani zaaflardan arınmış bir üst insan olduğu fikri daha çok işlerine geliyor. Her yıl Atatürk'ü hatırlamanın heykellerini dikmekle olmayacağına dair okutulan şiirler Mustafa'nın içsel dünyasında yolculuğa çıkınca unutuluyor. Ve biz kahraman beklentisine giren insanlar haline getiriliyoruz! Evet, Atatürk gibi muazzam bir üst insan gelip, sihirli değneyini vuracak sancıyan ülkenin üstüne!&lt;br /&gt;Mustafa işte tam da bu açıdan tabularla oynuyor. Dinamiklerin temellerine dokunuyor. Herkes tutuşuyor tabi! Temelinin üstüne kurup, her geçen dakikayla birlikte çürümeye bıraktığımız bu şaheserin hali hesabını kim verecek yoksa? Ya da atıllığa terk edilmiş değişim dinamiğini kim tekrardan harekete geçirmeye çabalayacak? Oturulan yerlerden kahraman ideolojileri üretmek varken!&lt;br /&gt;"Atatürk asla yalnız değildi! Atatürk gibi insanüstü bir varlık içki içmez, gönül işleriyle ilgilenmezdi! Atatürk ağlamaz, sigara içmezdi!"&lt;br /&gt;Bir hüznü bile yakıştıramıyorlar O'na. Daimi ve içkin olduğunu bildiğimiz yalnızlık Ata söz konusu olunca biçim değiştiriyor. Bir gönlü olduğu ve sevdaya düşebileceğini unutturuyorlar bize. O'nun bizler gibi bir insan olduğu gerçeği unutturuluyor ki simgeler üzerinden siyaset yapmaya devam edebilsinler. Atatürkçülüğün esaslısını yapıp da adı basbaya devrim olan değişikliklere "İnkilap" deyip ötelemelerine benziyor bu. Biraz korku kokuyor bu tutuşmanın altında! Biz de semaya bakıp bakıp "Atam Atam, sen kalk da ben yatam" diye iç geçirmelere devam ediyoruz! Ve bakın, ki nice vatan sevdalıları nice "mühim" işler yapıyorlar biz hülyalara dalmışken. İstedikleri oluyor yani. Heykellerin yanından eleştiriden, anlamaya çabalamaktan uzak kanıksamış beyinlerle geçeduruyoruz.&lt;br /&gt;Yönetmeni, sinematografisi beni hiç ilgilendirmiyor bu filmin! Ne zamanda yayınlandığı da. Mustafa bir insanı anlatıyor bana. İcraatlarıyla muhakkak ki keskin zekalı, muhakkak ki öngörülü ve önder kişilikli; fakat aynı zamanda acıları, hataları,zaafiyetleri, çocuksuluğu olan bizim gibi bir insanı anlatıyor!&lt;br /&gt;"Beni hatırlayınız diyor" Mustafa. Onlarca neslin zincirleriyle bağlanıyoruz Mustafa'ya. Hatırlıyoruz. O'nu toplumumuzun, insanımızın, insanlığımızın içinde buluyoruz bir kez daha. O'nu anlayış ve algılayışımız O'na olan sevgimizi samimileştiriyor. Ayaklarımız yere basıyor. 9 yaşındaki kardeşim artık Ata'yı daha iyi anlıyor.Yalnızca ezberlediği Gençliğe Hitabe'yle yetinmiyor, O'nu anlamaya çabalıyor, içten bir sevgiyle dinliyor ben Atatürk deyince.&lt;br /&gt;Film hiç değilse bunu başarmaya uğraşıyor. Anlayana ne ala! Anlamamaya direnene "eyvallah" demekten başka çare de kalmıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-416174959818171962?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/416174959818171962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/11/mustafa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/416174959818171962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/416174959818171962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/11/mustafa.html' title='Mustafa!'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-381059621436487247</id><published>2008-11-01T00:09:00.000+02:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.157+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Bir Kalem Yazar Ankara Kalesi'ni</title><content type='html'>Bir kalem yazar Ankara Kalesi’ni, iki ayak yürür, tırmanır taşına, tek bir kafa dikilir tek bir gövdenin üstünde;&lt;br /&gt;lakin&lt;br /&gt;Bin kere hisseder yürek, bin gözle izler etrafını orada.&lt;br /&gt;Cesaret edip&lt;br /&gt;Kaledeki çıplak ayaklı çocukların gözlerinden bakar mısın bir kez Ankara'ya?&lt;br /&gt;Taşında toprağında medet aradığın o yüce memleketin insafsızlığına ve çekirdeğinde gizlenmiş olan insan sevgisine bakmaya gücün var mı?&lt;br /&gt;Bir kere yüreklenmişsen ve güç bulabilmişsen kendinde kaleye gitmek üzre&lt;br /&gt;bir daha hiçbir şey aynı kalamayacak senin için.&lt;br /&gt;Bir gözün Çankaya'nın arsız kalburüstülüğüne,&lt;br /&gt;Şehrin bolca tüketen çok ışıklı çılgınlığına bakarken&lt;br /&gt;Bir gözün el emeği göz nuru oyalayan can, ciğer teyzelere takılacak çünkü. Kalenin surlarında top oynayan sevimli yüzlere bir de. O, gerçeğin delili oyalara...&lt;br /&gt;Ve belediyeler insanları için! tokiler dikerken sen derme çatma evlerin minik pencerelerinden gözlemleyeceksin Ankara'yı ve dünyanın çivisini. Hangisi daha sahte gelecek, Hangisi kandırmaca?Hangisi kurgulama?&lt;br /&gt;“Ey insanlık uyan!” demek isteyeceksin belki, kızacaksın dünyaya. Bileceksin ki yok edilecek bir gün o doku, ama fakirlik asla!&lt;br /&gt;O tepelerden başlayacak dünya çözülmeye diye inandıkça kaleyi restorana çevirmek isteyen bir düzen göreceksin karşında&lt;br /&gt;Bunu yaşamaya gücün var mı?&lt;br /&gt;Bu haksızlığa dayanmaya?&lt;br /&gt;Ve derken kalenin tarihini sekiz ayrı dilde anlatabilen minicik kalplerde vuracak bir kez daha insanın sesi.&lt;br /&gt;O inanmayı bir an olsun bıraktığın varlığın hem aşağılık hem yüce olabilen sesi...&lt;br /&gt;ve 30 yılını baykuş maskotları biriktirmeye adamış bir tutkunun eli tutacak elinden&lt;br /&gt;Sonra pirinç han'a adımını atacaksın, eskinin serin güvenliğinde&lt;br /&gt;İki üç kahve fincanında arayacaksın kaybedilmiş güzellikleri&lt;br /&gt;Sonra Erzurum’lu dadaş Hasan Amca'nın vefat etmiş ellerinden bir çay içeceksin kömürde pişirilmiş. &lt;br /&gt;Yağmur da yağacak en incesinden ve gramofonda Müzeyyen Senar’ın sesi dalgalanıp duracak.&lt;br /&gt;Hiç tanışamadığın Hasan Amca’yla rakı içiyor olacaksın yavaştan, bilgelik dileneceksin huzurlu gözlerinden.&lt;br /&gt;Böylece bir kez daha çarpacak sesin insana. Kızılay'ın hengamesinden, çığlığından geri dönmeyen sesin geri dönecek bu kez sana.&lt;br /&gt;Zamanı kaybederek gerçeğe ulaşacaksın&lt;br /&gt;Gerçeğin o harap eden darbesini teninde hissedeceksin&lt;br /&gt;Ruhunu sevgiye teslim ederek.&lt;br /&gt;Gücün var mı buna?&lt;br /&gt;Gücün var mı bir kez daha insana inanmaya?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-381059621436487247?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/381059621436487247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/10/bir-kalem-yazar-ankara-kalesini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/381059621436487247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/381059621436487247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/10/bir-kalem-yazar-ankara-kalesini.html' title='Bir Kalem Yazar Ankara Kalesi&apos;ni'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-6932925167671843373</id><published>2008-09-02T23:30:00.000+03:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.157+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Long Nights</title><content type='html'>Durur ve bekler. Öncesiz, sonrasız...Başlangıçlar sona gider yavaşça ve sinsice(diye diye). Bir son varsa ilklerin anlamı kalır mı? diye sorar. Hiçlik. Yanar, yanılır...Yanılır, yıkılır..Bir gariptir..Kendine benzeyeni bulur mu. Bulsa da var mıdır anlamı? Kendinden yeterince sıkılmışken hele. Yine de,bir gariptir işte. Ama hüznün penceresine konduğunda kumru, ki illa ki konar, hüzün müptelasıdır o, taşıdığı dalın ucunda minicik bir umut kırıntısı getirir ya, hayata kanıverir diğeri. Ve illa ki bir "çünkü" getirir o kumru "neden"lerin pervazına. -Çünkü, dünya dönüyorsa ve nefes alabiliyorsan onun bu çivisiz dönüşünde biz olduğumuz ve bak ki seni unutmadığımız için.-Çünkü, gaflet ve dalaletin ortasında bile hala gagalarımızın ucunda doğayı taşıyabildiğimiz için.-Çünkü, sevgi diye bir şey eskise de varolduğu için. Sömürülse de kimi zaman içinde sonsuz bir "oluş" halini taşıdığı için.Kumrular öyleler işte...Nefes aldırıyorlar. Toplumun ve sınırların ve uzun ve yalnız gecelerin ortasında ve neon ışıklarının ve kokuşmuş muhabbetlerin ve sahte yaşamların ve saf acıların yanıbaşında bir dal parçasında gösteriveriyorlar evreni sana. İçinde olduğunu sanıyorsun, nefes alıyorsun dal parçasında. Bir ağacın sonsuzmuş gibi görünen heybetinde dinlenmiyorsun da sanki, bilincini ve belleğini ağacın bilgeliğinde yıkıyorsun. O yüzden inanıyorsun -İdiOT da olsa Bir GOD- var, ki o bekleyerek gelmiyor. Yanıbaşında, bir ağacın yüzyıllık kabuğunda senin gibi bir yerlerde, senin senin senin....O işte...Öyle bir şey...Ve kuşlar..onlar uçuyorlar. Dünyanın en narin varlıkları. Kanatlarının altından alemi seyreyliyorlar. Bazen bir düş oluyorlar geceyle gündüz ortasında. Ama illa ki uçuyorlar.. Daimi bir yolcular hayatın gurbetliğinde. Beylik bir lafta beden buluyorlar sonra:"Neresi sıla bize, neresi gurbet?Yollar bize memleket" Gelip kulağına fısıldıyorlar, senin gibi kuşlar...Bazen kızıl bir saçın eteklerinden, bencil olmamayı becerebilmiş genlerin alın çizgilerinden, sadakate şefkatle cevap verebilmiş ruhların dilinden fısıldıyorlar yavaş bir bilgelikle...Öyle ki "yılıyoruz ve sonra yeniden ayağa kaldırıyor bizi bize benzeyenler. sanki yeniden düşmeyecekmişiz gibi değil, öyle bir söz hiç vermeden." ŞimdiÖncesi de sonrası da önemsiz. Uzam ve zaman değersiz. Yalnızca ferah bir gökyüzü bulmak umuduyla, kanatlarını silkelercesine devinerek, kuşların fısıltılarına kulak kesilerek, garip bir uçuş tutturuyor O.Sislerin ortasında,Yalnızca..ve Yalınca dönüşüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-6932925167671843373?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/6932925167671843373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/09/long-nights.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6932925167671843373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/6932925167671843373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/09/long-nights.html' title='Long Nights'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-5936138667460996708</id><published>2008-06-26T13:10:00.000+03:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.157+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eleştiri'/><title type='text'>Ayol!Bütün K'lar Mı Kadınlara Karşı?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/SGN6qaalyGI/AAAAAAAAAAc/JfTE5DG6EZA/s1600-h/namus.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/SGN6qaalyGI/AAAAAAAAAAc/JfTE5DG6EZA/s320/namus.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216147662489110626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Ekrandaki incecik kadın durduğu yerde salınarak böyle diyor: "Ayol bütün K'lar mı kadınlara karşı?" Kaloriler, kilolar... Karılarını yağlarıyla beğenmeyen bira göbekli kocalar... Sıfır bedenlerin ekrandaki renkli geçiş törenleri... Yani herkes mi kadınlara karşı?&lt;br /&gt;Kozmo kadınlar "hem kariyer hem bebek yapma" hırslarının yanına onları toplumdan ayrıştıran kilolarından, kendi bedenlerinden tiksinmeyi de ekliyorlar artık. Bu karşı konulmaz tiksintiyle parmaklarını boğazlarına götürüyorlar. Kaygı bozukluklarına bir yenisini ekliyor, toplumdan kabul görme kaygısıyla kendilerini reddediyorlar, varlıklarından nefret ediyorlar. Öyle ki, aynalar bir numaralı düşmanları oluyor kadınların. Hala nefes alan bir canlı için kendinden nefret etmenin acısı ne kadar büyükse, damarlara aşılanan "sıfır beden" anlayışının gelişimi de o denli büyüyor. Olan yüzyıllardır bedenleri üzerinden değerlendirilmeye alışılmış kadınlara oluyor elbet.&lt;br /&gt;Şok diyet reçeteleri, yaz günlerine özel diyetler, ünlülerin zayıflama tüyoları bikinili kızlar eşliğinde televizyon programlarında döndükçe kadının parmağı boğaza girmeye mahkûm oluyor. Pekâlâ, bu kadar basit mi kadına karşı olan K'ların dizilimi? Objektiflikten bu denli yoksun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka gözle bakmayı denemek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan, kadına karşı olan en önemli K'lardan hâlbuki. Bilindik, ancak bilmezden gelinen hikâye: Erkek kadının döl yatağını sinsice zapt eder kuytuda bir yerlerde. "K"uytu kadına karşıdır böylece. Erkek, erkekliğini ispata kalkışmıştır. Beyninden bağımsız çalışan organına hâkim olmamıştır. İncecik bir sızı gibi kanar kadın o zaman. Ağlayarak sızdırır içindekileri dışarı. En büyük günahı işlemiştir kadın. Diğeri "erkektir yapar" nasıl olsa... Şimdi işte toplumda hiçbir yeri kalmamıştır kadının. Ve en kısa sürede toprakla buluşacağını bilir. Doğamızda olan kan, kimi zaman bu kadar karşıdır kadına işte.&lt;br /&gt;Ve kan yerde kalmaz, kalamaz bazı yörelerde. Kadın hamile kalır birdenbire, utancını görünür kılar. Göründün mü yerin yoktur bu âlemde. Göz nankördür çünkü. Görmek istemediklerini yok eder. Sonra "k"emer de kadına karşıdır. Babanın kemeri bebekli karına her değdiğinde kadın içten içe kanamaya devam eder. Nasıl utanç verici bir insandır artık o. Bırakın kendinden tiksinmeyi yok saymak ister kendini kadın. Hiç olmamış olmak ister, hiç ölmemiş olmak...&lt;br /&gt;"K"utsal da kadına karşıdır o zaman. Kutsal bekâretini teslim etmiştir çünkü kadın. "Baba, ben istemedim bunu yapmayı" Nafile... Kemer bedene değdikçe kadın cehenneme layık olduğuna daha da bir inanır. "K"usmuk da karşıdır kadına. Bu kadar sopayı kaldıramaz kadın, bebeğini kusar. Kendini kusar kadın. Kendine düşmanlık besledikçe "k"endi de karşı olmuştur kadına. Ve elbette "k"ardeş de karşıdır kadına. Tabancasını alır, utancını bebeğiyle birlikte toprağa gömmek için kurşunları boşaltır kadının karnına. Anladığınız üzere "k"urşun da kadına karşı olmuştur böylece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka gözlerden bakınca kadına karşı olan K'ları çoğaltmak mümkünmüş meğer. Farkına varmak, farkındalıkları eylemlere çevirmek güç de olsa mümkün... Televizyon ekranının renkleri gözümü kör etmesin yeter...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-5936138667460996708?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/5936138667460996708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/06/ayolbtn-klar-m-kadnlara-kar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5936138667460996708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/5936138667460996708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/06/ayolbtn-klar-m-kadnlara-kar.html' title='Ayol!Bütün K&apos;lar Mı Kadınlara Karşı?'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_V2B3jxBhyXo/SGN6qaalyGI/AAAAAAAAAAc/JfTE5DG6EZA/s72-c/namus.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5014710427229466647.post-3544725943522994024</id><published>2008-06-26T02:14:00.000+03:00</published><updated>2009-12-25T03:51:59.158+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kişisel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Topyekün'/><title type='text'>Evde kimse yok!</title><content type='html'>Huhu..!&lt;br /&gt;Bir sepet elmam var ve altına bir yılan gizlemedim. Dinlerken uyumaya alıştığımız masalları bozmaya geldim buraya. Gözlerinizi açık tutmalısınız sevgilim.&lt;br /&gt;Huhu!&lt;br /&gt;Üç noktalara yer olmasın bu masalda. Pencerenizden sarkmayı bırakın da kapınızı açın bana...Ah yine üç noktalar... Kesinlik'lerimiz hangi keskinliğin ucunda törpülendi? Köşeleri olmayan bir masal yazalım, olmaz mı? Mesela örselenmiş çocukluk olmasın masalda. Elimizdeki pamuk şeker kalsın hep, pembe gökyüzünün altında, olmaz mı?&lt;br /&gt;Olmaz!&lt;br /&gt;Çünkü düşlerimizi de törpüledik, kendimizi kanıtlama seanslarımızda...&lt;br /&gt;"Çocuk değilim ben!"&lt;br /&gt;Sormadın ki, sevgilim, çocuk olsan ne olur..ne güzel olur sınırsızca bencil olabilmek. Deseydin ya..&lt;br /&gt;Demedin.&lt;br /&gt;Uyuma! Daha yolumuz uzun..uyku sinsi bir kabuk, kapatıyor inci tanelerini içine. Uyan!&lt;br /&gt;Huhu!&lt;br /&gt;İçimde yumaklanan kedi tırnaklarını çıkarıyor bazen. Karşınızda dilimi yitirmeme bakmayın, aslında dilimle kazanırım sevgileri. Bir de elmalarım var benim. Ve altında yılan gizlemiyorum onların. Aşkı sorun elmalarıma en iyi onlar bilirler.Havva 'nın yanakları onların kırmızılığına özendiğinden beri aşk benim meyvelerimden soruluyor. Onları hibe ediyorum sevgilim, ellerim bomboş kalıyor..&lt;br /&gt;" Pırpır ederken canlandı, ellerim bomboş kaldı.."&lt;br /&gt;Ellerinizde pırpır eden kuşu bırakın da kapınızı açın bana.&lt;br /&gt;Bakın gönlüm buzla doldu, içimdeki kediler çok üşüdü. Belki dersiniz "gel içeri" Sonrasında bir sevişme kül renginde...&lt;br /&gt;YOK YOK!&lt;br /&gt;TIK TIK!&lt;br /&gt;Kilitler vurmaktan bıktım sevgilim.&lt;br /&gt;Kilitler kırmaktan yoruldum.&lt;br /&gt;Dermansız kaldım elmalarımı bağışlamaktan.&lt;br /&gt;Buruk sevinç dedikleri bu olmalı. Mutsuzluğum mutlu ediyor kimilerini...&lt;br /&gt;Huhu!&lt;br /&gt;Kapınızı açın bana sevgilim..&lt;br /&gt;Kaçırdıklarımıza uzaktan el sallayıp yakalayacaklarımıza göz kırpalım olmaz mı?&lt;br /&gt;Akşamları bir harman olalım, bir olduğumuz harmanda birlikte yanalım.&lt;br /&gt;Bu masalı kimsenin yazmasına izin vermeyelim..&lt;br /&gt;Sonra da dünyanın en güzel yalanı diye ona inanalım, ezber edelim..&lt;br /&gt;Huhu!&lt;br /&gt;Ama?&lt;br /&gt;Bana uzanan bu elleri tanıyorum ben. Annem göbek deliğimi kendi elleriyle kestiğinde "dur" demek ister gibi eline savurmuştum dogum lekeli parmağımı. Ben bu elleri tanıyorum. Yılmadan elmaları toplayan, savuran, yaralanan, kendine benzemeyen bu eller...Kendinden daima kaçan, kaçtığı yerde beklendiğini sanan budala eller... Bulunmak için saklanan eller...Bu kadar güzel miydi doğum lekeli parmağım? Ne ara canlandı pırpır eden ellerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span id="entry-87168"  style="font-size:85%;"&gt;bana karşı ben vardım&lt;br /&gt;çaldığım kapıların ardında,&lt;br /&gt;ben açtım, ben girdim&lt;br /&gt;selamlaştık ilk defa.&lt;/span&gt;   "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde kimse yok- muş sevgilim, benden başka!&lt;br /&gt;Meğer..&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;    &lt;/span&gt;   &lt;br /&gt;"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5014710427229466647-3544725943522994024?l=selincozdemir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://selincozdemir.blogspot.com/feeds/3544725943522994024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/06/evde-kimse-yok.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/3544725943522994024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5014710427229466647/posts/default/3544725943522994024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://selincozdemir.blogspot.com/2008/06/evde-kimse-yok.html' title='Evde kimse yok!'/><author><name>Biri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03087040303148190348</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-CixOy8pzyt4/TV5RNAx3UpI/AAAAAAAAAGk/ONgrx0KD3-k/s220/132604_10150343829050084_791175083_16429433_6950232_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
