2 Temmuz 2010 Cuma

Benim Hava

İyeliksizim.

Bütün cümleler geniş zamanda. Geniş bir bık-kıntı yayılıyor burnumdan ciğerime doğru. Karbonmonoksit ya da dioksit... Muhakkak ki oksitli bir şeyler var havada. Ne benim hava, ne de hava benim. Genişiz ve sahipsiziz. Ne hoş!

Ne oturduğum yeri tanıyorum, ne de damarımdan akan kanı. Şu an ben biraz yabancıyım. Ve yalnızım. Lanet üstüne olsun bu yalnızlığın. Önceden de yalnızdım ve şimdilerde de ve geniş zamanlarda da hep... İyisi mi gidip bir çay koymanın bile değeri azalıyor değerli nezdimde. Sevdiniz mi beni böyle? Ah, bilirim... Ememediğiniz sürece yaramaz gelir haybeye akan kanım size.Bilirim yiğidim, bilirim. Bendeki değersiz bir içgörü işte.

Doğrularımızı kesiştirebilmek için ben için ben boynumu eğeyim, geriye bir şey kalmasın, böylelikle denkleşmiş olalım -olmamaklıkta. Bilir misiniz ki, bir kadın boynunu eğdiğinde... Eeeeh, hissedemediğiniz hiçbir hüznü tasvir etmeye uğraşmayacağım size. Bir kadın işte...Arada boynunu eğebilen bir varlık. Bembeyaz ve şaşkın. Bu kadar.

Döne döne ölüyoruz, neyse ki. Kısmet bu işler. Allah'ın büyüklüğüne sığınırken bile küfrettik biz kendi küçüklüğümüze. Kafa tuttuk, anasını satayım! O'na bile. İçten içe hem de. Kafiriz ki değme kafire taş çıkarırız bu hususta. Neyse ne, dönelim de ölelim bir an önce bre.

Biri gülse diyorum. Biri gülse de şu geniş zamanlar tanımlansa. Biri en çok susuyor. Ben en çok susana konuşuyorum. Sessizlik kadınları çok konuşturuyor. Kafam karışıyor. Hikayenin sonunu merak etmiyorum.Yeşil ışık yanıyor, ben duruyorum.

0 yorum:

Yorum Gönder